Home » Tarih Bilgileri » ESKİ UYGUR DÖNEMİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI

ESKİ UYGUR DÖNEMİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI

4.2. Üç İtigsizler: Buddhist edebiyat tarihinin en önemli şahsiyetlerinden Vasubendhu’nun Abhidharmakosasatra adlı eserine Sthiramati’nin yazdığı tefsirin,

Abiderim şast(i)rtakı çınkirtü tözlüg yörüglerning kingürü açdaçı tikisi (skr. Abhidharmakosabhasyatıka tatvarthanama) adlı Eski Uygurca çevirisinin el yazması bugün Or. 8212. 75A/B numarası ile iki cilt halinde Britsh Museum’daki yazmalar arasında muhafaza edilmektedir. El yazması Sir Aurel Stein tarafından 1907 yılında bulunmuştur. Yazma Or. 8212108, Or. 8212109 gibi bağlı kitap tarzındaki diğer buddhist Uygur metinlerinin de bulunduğu 14. yüzyılın ilk yarısını içine alan dönemin 181 (ve muhtemelen) 182 nolu Tunhuang Buddhist Uygur manastırlarına ait yazmalardandır. 97b

(1) kaltı yol kirtü erür tip. neçe aşnu akıglıgıg yorgüte öngi

(2) kiterü tüketser yme amtı akıgsızıg yorgüte tutuldurmasar sizin

(3) miş üçün sizingülük bolgay sudurandiki ni’kaylıglar sözlegüçi öng

“Her ne kadar daha önce Asravalı’yı izah ederken (yol gerçeğini) tamamen çıkartsa da şimdi Asrava’sızı izah ederken alıkoymasa, sautrantika okuluna mensup olanların söylediği (yol gerçeği) renk (rupa) ile birleşerek toplu olarak Asravalı ve Asrava’sız imiş. (Üİ, s: 11)

4.3. İyi ve Kötü Prens Öyküsü: Çin’deki Dunhuang Mağarası’nda bulunmuş olan ve X. yüzyılda yazıldığı tahmin edilen seksen sayfalık Uygurca bir el yazmasını konu edinmektedir. Birçok sayfaları eksik olan bu yazma, Paris Bibliotheque Nationale’de “Pelliot Chinois 3509 kayıt numarası ile saklanmaktadır. Yazar, aynı konuyu işleyen ve yalnızca iki sayfası bulunabilmiş olan, Londra’da Britsh Museum’daki “Or. 8212” kayıt numaralı Uygurca başka bir el yazmasını da “A kalıntısı” başlığı altında eserinde incelemiştir. Her iki yazma da Buddhacılığın aslı Çince olan klasik bir öyküsüne dayanmaktadır. Çeşitli Asya dillerinde de çevirileri bulunan bu öykü Uygurca el yazmasında, ayrı bir üslupla ve Türk zevkine uygun olarak anlatılmaktadır. Ayrıca söz konusu yazmalar, yazarın da belittiği gibi, Türk dilinin X. yüzyıldaki özelliklerini aksettirmek bakımından Orhon ve Yenisey’de bulunmuş Run harfli Türk yazıtları kadar önemli eserlerdir.

taşkaru ilinçüke atlanturdı erti.
balık taştın tarıkçılarag
körür erti kanık yerig sukayu
öl yerig taruyu kuş kuzgun
sukar yorıyur sansız tümen
özlüg ölürür.

“dışarıda eğlenmek için (prens) ata binmişti. O şehrin dışında çiftçileri görüyordu. Onlar kuru toprağı sularken, yaş toprağı işlerken kuzgun (gibi) kuşlar gagalayarak geliyor, binlerce ve onbinlerce yaratığı öldürüyorlar”

  1. ertimlig turur… öz yaş kentü ürlüksüz
  2. mengüsüz erür ed tavar kentü artayur…
  3. buzulur yok kurug emgek özlüg
  4. adalıg turur.. anı üçün inçe sakayu
  5. tegintimiz

“fanidir.. hayatın, ömrün kendisi daimi ve edebi değildir.. Mal mülk kendiliğinden mahvolur, bozulur. Yokluğun menşei ızdıraptır ve tehlikelidir. Bundan dolayı biz, aciz kullar şöyle düşündük.

4.4. Maytrısmit (Uygurca Metinler II): Eserin üç nüshası bulunmaktadır. I. Nüsha ikinci Turfan arkeoloji heyeti (19041905) tarafından Sengın (Senggin) kasabasının yanındaki aynı adlı anılan bir nehrin batı kıyısında, kayalara gömülü on iki Burkan manastır kütüphanelerinde bulunmuştur. II. Nüsha Sengin’den başka kuzeyde Murtak adlı bir çay vardır. Nehrin kıyısındaki manastırlarda eserin diğer bir nüshası bulunmuştur. III. Nüsha yine Sengin’de bir başka nüshadan yalnız iki yaprak bulunabilmiştir ve bunlardan yalnız birinin tıpkı basımı verilmiştir.

Uygurca metin, Parajnaraksita adlı biri tarafından Türkçeye (Türk dili) Toharcadan (tohrı tili) çevrilmiş, (evir.) Toharcası ise (yk. bk.) yeniden ele alınarak Hintçeden çevrilmiştir. (yarat) Uygurca metin de, Hînayâna mezhebinin Vaibhâsika tarikatına aittir. Bu eser burkancıların mehdisi (hidayete erdirici) Maitreya ile buluşma Uygurca ibtidâî bir dram tarzındadır. Bu eser de göstermektedir ki Uygurlar IX. ve X. yy. da Hoçu’da basit dram türünü dini konulara uygulamışlardır.

4.5. Uygurca Masallar: Bu hikâye ve masallarda Hintçede jataka veya avadanamala denilen Burkan’ın ve diğer burkancı velilerin geçmişteki hayatları ve maceraları anlatılmaktadır. Bu masallar ayrıca sadece okutmak için değil, temsil edilerek dramlaştırılarak halka sunuluyordu. Çaştani Beg, Şeytan Atavaka vb.

4.6. Burkan Dinini Öğreten Mukaddes Kitaplar: Burkan dininin mukaddes kitapları ‘üç sepet’ adı verilen bir külliyat içinde bir araya toplanmıştır: 1) Sütralar 2) Vinayalar 3) Abhidharmalar

Sütra: Uygurcada nom, nom sudur, nom bitig ve sudur adı verilen bu mukaddes kitap türünde, gerek tarihi Burkan’ın ve gerekse bütün Burkanların verdikleri veya vermiş olduklarına inanılan vaazları bir araya toplanmıştır.

Abhidharmalar: Konusu umumiyetle felsefi olup kişilikleri hakkında bazı hallerde bilgi edinebildiğimiz şahıslar tarafından herhangi bir dini felsefi meselenin izahı için kaleme alınmıştır. Tunhuang’da bulunmuş bir şiir mecmuasında otuz sahifelik mensur bir felsefi bir risale vardır; yazarının Vapşı Bakşı adında bir Uygur olduğunu bildiğimiz bu eser Türk düşünce tarihi bakımından çok mühimdir. Uygur Dönemi’nde KökTürk harfleriyle yazılmış bulunan Suci Yazıtı, Şineusu Yazıtı ve Elegeş Yazıtı Türk dili kültürü ve edebiyatı tarihi bakımından önemli eserlerdendir.

Kutadgu Bilig: Bu eser Yusuf Has Hacib tarafından XI. yy.’da Arap harfleriyle Karahanlı Türkçesi ile yazılmış olmakla birlikte eserin Herat nüshası Uygur harflerine çevrilmiştir. Eser üzerinde Reşit Rahmeti Arat, edisyon kritik metin çevirisi, indeks ve tercüme çalışması yapmıştır. Uygur Türkçesi ses, şekil, kelime ve cümle bahisleriyle ilgili geniş bilgi için (bkz. Ş. Tekin “Eski Türkçe” TDK. cilt 2, 2. bsk. , s. 73115; C. Şanlı, Eski Türk ŞiiriİncelemeMetinİndeks, Edirne 1992, Yayınlanmamış Doktora tezi, sayfa: 132

Yazı

Uygurcanın yazıya geçirilmesinde kullanılmış olan, Uygur, Soğd, Mani, Brahmi, Tibet yazıları, Uygur Türkçesinin fonetik ve fonolojik yapısının tam tespitini mümkün kılmamaktadır. Kullanılan bütün yazı sistemleri kendi yapıları gereği eksik kalmakta idi; bu başka ifadeyle Uygur Türkçesi bir metin farklı alfabelerle yazılınca farklı bir fonetik düzen ortaya çıkıyordu. Uygurların en çok kullandıkları yazı sâmi asıllı Soğut yazısından doğmuş olup bugün Moğol, Mançu yazısının esasını teşkil etmiştir. Soğut kökenli olan yazı batıda oturan Türklerce Doğu İran’dan alınır. İlk olarak ne zaman kullanılmaya başladığı tam bilinmez. VIII XV. yy. da yaygın biçimde kullanılır. İlk olarak Budist metinlerin Türkçeye çevirilerinde geçer. Bu yazı ilk saptanmış metinlerin çoğu Uygurlardan kaldığı için yazıya “Uygur Yazısı” adı verilir. Tüm Uygur kültürü bu yazı iledir. Yazı 23 yazaçtan (C. Ş: harften) oluşur. Türklerin kullandıkları yazılar içinde Türkçenin yapısına en ters düşen yazılardan biridir. Yazıda k/g, p/b, h/ğ ve o/u, ö/ü sesleri ayırtılmaz. Önceleri sağdan sola yazılır. XIV. yy.’dan sonra Çin yazısının etkisiyle yukardan aşağıya yazılmaya başlanır. XIII. yy.’da bu yazıyı Moğollar Uygurlardan alarak kendi yazılarını geliştirirler. Hakanilerin resmi yazısı olur. Mançular da bu yazıyı kullanırlar. İslamlıktan sonra bu yazı önemini yitirir.

Türklerin eski kültürü dolayısıyla yazı an’anelerine ne kadar bağlı olduklarını gösteren diğer bir vak’a İslamiyet’in Türkler arasına girmesinden evvel kullandıkları Uygur alfabesinin son devirlere kadar devam etmesidir.

Uygur alfabesinin çok geniş sahada ve çok çeşitli edebiyatta kullanılmakta devam ettiğini görüyoruz. Mesela: Kutadgu Bilig’in elimizdeki en eski nüshasının Arap harfleriyle yazılmış olduğu halde, sonradan Uygur alfabesine basılması, Oğuz Destanı’nın nisbeten bir rivayetinin bu alfabeyle yazılmış olması, Bahtiyarname, Tezkire’tül Evliya, Mahzenü’lEsrâr gibi Ttürkçeye çevrilmiş eserlerin bile Uygur harfleriyle de yazılması, bu alfabenin geniş okuyucu kütlesi bulunduğunu gösteriyor.

Bu alfabe İslamiyetin Karahanlılar Dönemi’nde (X. yy.’ın sonları kabulünden sonra yavaş yavaş önemini yitirerek XV. yüzyılın sonuna kadar sürmüştür. Eski Uygur dilinin bugün konuşulan ve yazı dili olarak kullanılan Uygurcadan oldukça farklı olduğunu da burada belirtmek gerekir.

İslamiyet’le birlikte kullanılmaya başlayan Arap alfabesi XX. yüzyılın başına kadar bu bölgede tek alfabe olarak kullanılmıştır. Yaklaşık X. ve XX. yüzyıllar arasında kullanılan ve Arap alfabesiyle yazılan bu yazı dilini ise yalnızca Uygurların değil, fakat Orta Asya’da yaşayan bütün Türk kökenli halkların ortak yazı dili olarak kabul etmek gerekir.

About admin

%d blogcu bunu beğendi: