Home » Makale ve Analizler » Rusya Çin’i, Suriye’de istemiyor mu?

Rusya Çin’i, Suriye’de istemiyor mu?

Çin Halk Cumhuriyeti’nin elit savaşçılarından oluşan ‘Gece Kaplanları’ birliğinden beş bin kişilik bir kuvvetin Suriye’nin Tartus limanı veya Şam havalimanına ulaştığı iddia ediliyor. Bu elit birliğin Suriye’de savaşan ‘Uygur’ ve diğer Asya kökenli terör örgütlerine karşı istihdam edileceği söyleniyor. Aslında bu tür haberler 2016’dan beri tedavülde. Bu sorulara muhatap kalan Suriyeli yetkililer, bu haberlerin Körfez Petrol hanedanlıkları tarafından kasıtlı olarak piyasaya sürüldüğünü söylüyor. Çin’in Suriye’de bir askeri kuvvet bulundurmadığını iddia ediyorlar. Takriben bir senedir ortalıkta dolaşan ve bu günlerde yeniden gündemi meşgul eden bu iddiaları tedavüle sokmasından kimin ne kastı olabilir?

ÇİN, RUSYA’DAN DAHA NAZİK

Suriye’de savaşan ‘Uygur’ ağırlıklı ama birçok Asya coğrafyasının bileşkesinden oluşan ‘Türkistan İslam Cemaati veya Cephesi’ komuta merkezine “dikkatli olun” mesajı iletmek istemiş olabilir mi? Öyle de olsa bu mesajı “Türkistan” mücahitlerine ulaştırmak için ortamı velveleye vermeye ne gerek var? Suriye-Hatay sınırı boyunca yerleştirilen bu “Türkistanlı” cemaate kolayca erişebilir ve haberi sıcak çay eşliğinde uzunca sohbet edebilirlerdi. Yüzlerce “mücahidi”, hem de kadınlar ve çocuklarıyla birlikte, uzak diyar Çin, Türkistan ve soyadı ‘tan’ olarak biten daha nice Asya bölgesinden sessiz ve sedasız taşımışlardı. Rakka’dan IŞİD komuta kademesini ve militanlarını buharlaştırdıkları gibi bu cemaati de alır yeni bölgelerde istihdam edebilir. Bunu yapabilenlerin bu cemaati uyarması için medyayı kullanması akıl işi değil.

Suriye sultası ülkesinde Çin’in askeri varlığını kabul etmiyormuş. Bu haberlerden rahatsızlık duyuyormuş. Bu tavır da akıl işi değil. Zira Rusya, İran ve onlara tabi milis kuvvetlerin varlığına ses çıkarmayan veya çıkarma durumunda olmayan Suriye sultasının Çin askerine karşı olması düşünülemez. Ayrıca Suriye’nin yeniden inşasını finanse edecek en önemli kuvvet konumunda. Çin, BM Güvenlik Konseyinde Suriye’nin hamisi oldu. Ülkesinin en stratejik bölgesini işgal etmiş olan “Asyalı mücahitlere” karşı savaşacak olan Çin’e neden ‘istemezuk’ desin? İçinde ağırlıklı olarak “Türkistanlı” kökenli asker istihdam ettiği Çin özel birliğine neden yol vermek istemesin? Burada da bir gariplik var. Kaldı ki Çinliler Suriyelilere karşı “soğuk” ve “süper güç” modunda olan Ruslardan daha nazik.

DENGE YARATIR

Ayrıca Suriye’nin dostu Çin’i sahaya daha aktif dâhil etmesi Suriye’nin müttefikleri arasında önemli bir denge yaratır. Kantarın topuzunun bir tarafa meyilli olmasını engeller. Bu da Suriye’nin milli egemenliğini muhafaza etmesi açısından önemli, düşünülebilir ve yapılabilir. Konuştuğum Suriyeli kaynaklar, Çin’in Suriye’de güçlü bir ekonomik ve askeri varlığına en çok ABD’nin rahatsız olacağını ifade ettiler. Ama ve lakin farklı sebeplerden dolayı Rusya ve Türkiye de Çin’in özellikle askeri varlığından ve üs sahibi olmaktan hoşnut değilmiş.

Reklamdan sonra devam ediyor 

Çin’in Suriye’de askeri üslere sahip olması, ekonomik olarak dinamik ve aktif olan Pekin’in uzun vadede Rusya ile rakip olma ihtimalini yüksek kılıyor. İlginç olan husus şudur ki tarih tekerrür mü ediyor? Bugünün tatlı işbirliği ve rekabeti yarın yerini dipçik kavgasına bırakabilir. Zira bunu 60lı yıllardan itibaren Sovyet Rusya ve Çin arasında hudut bölgelerinde çok yaşadık. Vietnam ve Kamboçya meselesinde yaşadık. Çin’in Suriye’deki özellikle askeri varlığı ile ilgili bu husus daha çok su kaldırır.

BU ‘GARDAŞLARI’ NE YAPACAĞIZ?

Türkiye’de sulta, istihbarat ve “Türkçü”, “İslamcı” geçinen kesim ister kandaşlık, ister gardaşlık, ister dindaşlık ama en önemlisi Esad Suriye’sine karşı kindarlık temelinde “Türkistanlı” mücahitleri çok sevdik. Hatay sınırı boyunca keyiflerince yaşıyor. Yerleşmelerine, rahat konaklamalarına ve teçhizattan eksik kalmamalarına özen gösterdik. Ancak Davutoğlu’nun hesabı Suriye çarşısına uymadı. Hesap kesat oldu. Peki şimdi ne olacak? Bu “gardaşları” ne yapacağız? Çin yakın takipte. Bunların tekrar ülkesine dönmesi felaket olur. Bunları orada tutmak ve yerinde yok etmek en büyük arzusu. O halde Türkiye’nin onları yeniden Çin’e veya geldikleri ülkelere taşımaya yardımcı olması Türkiye’yi başta Çin bu ülkelerle limoni yapar.

Suriye’den içeri sokup Hatay ve yakın vilayetlere yerleştirmesi Hatay’ın kucağına pimi çekilmiş bomba bırakmak gibi olur. Kaldı ki Afganistan ve uzak diyarlardan Amik ovasına yeterince “gardaşımızı” getirdik, toprak, yurt, aş ve iş sahibi yaptık. Amik ovasında potansiyel kalmadı. Yarım milyon Suriyeli taşıyan Hatay’ın takati kalmadı. Binlerce yeni “Türkistanlı” kandaşımızı nereye koyacaksın? Suriye’nin içinde tutup ya Suriye ordusu ya da Çin özel birlikleri bu işi halletsin, ‘ne kadar temizleyebiliyorsa temizlesin’ demek te kolay değil. İç kamuoyunda siyaseten “İslamcı” ve “Türkçü” iki ana damar tarafından beslenmeye muhtaç hükümetin “Türkistanlı mücahit kandaşlarımıza” yapacağı bu “ihaneti” açıklaması kolay olmaz. Bu zaviyelerden baktığımızda Türkiye’nin işi çok zor. Önceden düşünmeyen ve iyi hesaplamayan başın ceremesini ya ayaklar ya da yönettiği ülkenin toplumu çekermiş.

UYANAN EJDERHA

Napolyon 1798’den itibaren Mısır ve Suriye’yi kontrol altına almak istemiş. Bu coğrafya üzerinden Hindistan ve Çin’den gelen ticaret güzergâhlarını işgal edip rakibi İngiltere’yi boğmak istemiş. Komutanları Napolyon’a hitaben, “burada oyalanacağımıza gidip direkt Çin’i işgal edelim” deyince Napolyon; “Uyuyan Çin ejderhasını uyandırmayalım. Kalkarsa bir daha oturmaz” dediği iddia edilir. Çin ejderhası uyandı, ayakta ve başta Suriye Batı Asya coğrafyasında özellikle askeri olarak var olmadığı takdirde baki ve daim kalmayacağını biliyor.

Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/rusya-cin-i-suriye-de-istemiyor-mu-mehmet-yuva-kose-yazilari-aralik-2017

About admin

By admin