Home » Makale ve Analizler » Harun Efendi: Babam Doğu Türkistan’a gidip, halife ilan edilicekti.

Harun Efendi: Babam Doğu Türkistan’a gidip, halife ilan edilicekti.

Osmanlı hanedanının en yaşlı isimlerinden olan Şehzade Harun Efendi “Suriye’de Hafız el Esad bile bize sıkıntı çıkarmadı. Ama Türkiye’ye ilk geldiğimizde çektiklerimizi hiç sorma. Peşimize ajan takmışlar” diyor.

MURAT ÖZTEKİN

Harun Efendi Sultan Abdülhamid’in 3. kuşaktan torunu, Doğu Türkistan’da hilafet ilan eden ancak faili meçhul bir cinayete kurban giden şehzade Mehmed Abdülkerim Efendi’nin oğlu… Tahmin ettiğiniz üzere Osmanlı Hanedanı’nın en yaşlı mensuplarından olan Harun Osmanoğlu Efendi’den söz ediyoruz. Hanedanın sürgünü devam ederken Şam’da hayata gözlerini açan Harun Efendi, af kanunundan sonra vatan topraklarına dönebildi. Sayısız mülkün vârisi olup, bir türlü haklarına kavuşamayan Harun Efendi, şimdilerde İstanbul Merter’deki bir dairde, mütevazı ve şerefli bir hayat sürüyor. Biz de kendisine misafir olarak; sürgünde yaşadıklarını, babasının trajik ölümünü, Türkiye’ye geldikten sonra yüzleştiği acı tabloyu ve kimseyle paylaşmadığı pek çok hatırasını dinledik…

abam Doğu Türkistan’a gidip, halife ilan edilicekti. Ama bu hükümdarlığı, Çin dâhil bazı devletler istemedi. Müslüman bir saltanatın kurulmasını kabul edemediler. Sonrasında bilemediğim bir sebeple Japonya’ya geçti. Ama orada da hoş karşılanmadı. Böyle olunca Amerika’ya gitti. Orada bir otelde kalırken öldürülmüş. Polis odasına girdiğinde namaz kılar gibi secdede olduğunu görmüş. Tabancası ise elindeymiş. İntihar diye anlattılar ama Asyalı birinin otelden çıktığı görülmüş. Faili meçhul bir cinayet yani…

Hayatınızın büyük bir kısmı sürgünde geçti. Nasıl bir çocukluk yaşadınız?
Ben babam Mehmed Abdülkerim Efendi’yi görmeden büyüdüm. Beni ve ağabeyimi, annem büyüttü. Çocukluğum Şam’da geçti.

DOĞU TÜRKİSTAN’DA HİLAFET
Babanızın nasıl öldürüldüğünü düşünüyorsunuz?

Babam Doğu Türkistan’a gidip, halife ilan edilicekti. Ama bu hükümdarlığı, Çin dâhil bazı devletler istemedi. Müslüman bir saltanatın kurulmasını kabul edemediler. Sonrasında bilemediğim bir sebeple Japonya’ya geçti. Ama orada da hoş karşılanmadı. Böyle olunca Amerika’ya gitti. Orada bir otelde kalırken öldürülmüş. Polis odasına girdiğinde namaz kılar gibi secdede olduğunu görmüş. Tabancası ise elindeymiş. İntihar diye anlattılar ama Asyalı birinin otelden çıktığı görülmüş. Faili meçhul bir cinayet yani…

Nasıl geçiniyordunuz?
Babam evlenip Lübnan’dan Şam’a göçünce, Osmanlı ordusunda miralay (albay) olan Selim Bey isimli bir zatın evinde oturmaya başlamışız. Babamın yokluğunda pederimin arkadaşı Nizameddin Bey bizimle alakadar oldu. O bir Osmanlı beyefendisiydi ve ailemize çok bağlıydı. Kendisinin evi bize yakındı. Sabah akşam evimize gelir, bir ihtiyacımızın olup olmadığını sorardı.

TÜRKÇEYİ SURİYE’DE ÖĞRENDİM
Türkçeyi Suriye’deyken mi öğrendiniz?

Nizameddin Bey Suriye’de bizimle alakadar olurken, ağabeyimin ve benim Türkçe öğrenmemizi sağladı. Kendisi Türkçe konuşuyor, devamlı Türkçe konuşmamızı tembihliyordu. Osmanlıyı da onun sayesinde öğrendik. Sultan Vahideddin zamanında Hanedanın nasıl dağıtıldığını, Suriye’ye gelişimizi ve şehzade olduğumuzu bize anlattı. “Sizin dedeleriniz Osmanlı Padişahlarıydı, ona göre davranın!” diye bizi ikaz ederdi. Her şeyi bize yavaş yavaş izah etti.

Babanızın faili meçhul cinayete kurban gitmesi, korkulu bir çocukluk yaşamanıza sebep oldu mu?
Babam “Bu çocuklar sana emanet” dediği için annem bizi ömrünün sonuna kadar korudu. Bu yüzden, büyük asma kilitlerle kapıyı kilitlerdi. Babamın tabancasını elinden düşürmez, devamlı yanında düdük bulundururdu. Tehlikelere karşı bizi korurdu.

Mektep hayatınız da Şam’da mı başladı?
Evet, yaşımız gelince Nizameddin Bey, bizim için mektep aramaya başladı. O yıllarda Suriye’deki devlet mektepleri çok kötü olduğu için Amerikan mektebine yazıldık. Ağabeyimi mektebe kabul ettiler ama benim yaşımı küçük bulup almadılar. Nizameddin Efendi, resmî makamlara giderek, bir şekilde benim yaşımı büyüttürdü. Böylece o sene mektebe başlayabildim.

Sultanların hepsi benim için aynı
Suriye’de hiç kötü muamelelere maruz kaldınız mı?
Suriye’de fena bir muamele yaşamadım. Bizi ziyarete çok kişi geliyordu. Hassaten bayramlarda Kürt aileler bizi evimizde ziyaret ederdi. “Muazzez” ve “mükerrem” bir hayat sürdük orada. Suriyeliler, Osmanlı hanedanından olduğumuzu bildikleri için bize son derece hürmetkâr davranıyorlardı. Suriye’de -Mısır’la birleştikten sonra- gerek Cemal Abdünnasır, gerek Hafız el Esad idaredeyken bize sıkıntı çıkarmadılar. Ama Türkiye’ye geldiğimizde çektiklerimizi hiç sorma…

Dedeniz Selim Efendi’yi hatırlıyor musunuz?
Kendisini hiç görmedim. Sadece şunu hatırlıyorum: Biz küçükken “Dedeniz öldü” diye bir haber geldi. Şam Emevi Camii’nde büyük bir cenaze merasimi tertiplendi. Devlet erkânı, askerler falan… O zamanlar Suriye’de herkes Osmanlıyı ve Selim Efendi’yi çok seviyordu.

BİRİ SENİ EVİNDEN ATARSA…
Suriye’de askere gittiniz mi?

Evet, kısa bir devre askerlik yaptım. Vazifem bittikten sonra da orduda sivil memur olarak çalışmaya başladım.

Peki, Türkiye’ye gelmeye nasıl karar verdiniz?
Bir gün, Lübnan’da amcam Abid Efendi ile birlikteyken bir Türk nakliye şirketinin ilanını gördük. O zamanlar daha hanedanın dönüşü yasaktı. Amcam bana dönerek “Memlekete gitmek mi istiyorsun?” diye sordu. Cevap vermedim. Sonra da “Birisi seni evinden atsa tekrar o eve gider misin? Sakın Türkiye’ye gitmeyi düşünme, çok sıkıntı çekersin” dedi. Dolayısıyla evvela gitmeyi düşünmüyordum. Ama 1974’te kanun çıkıp Hanedanın erkekleri için geri dönmeye izin verilince işler değişti. Hanımlara zaten 1952 senesinde dönme izni verilmişti.

Ne oldu sonra?
Türkiye’de oturan halamın kızı bana mektup gönderip, gelmemi söyledi. Ben de Türkiye’ye gitmek istiyorum ama korkuyordum. Yine 1975’te gelip, oğlum Orhan’ı Fatih Kolejine yatılı olarak yerleştirdik. Daha sonra ben Suriye’ye tekrar döndüm. Bir müddet sonra oğlum artık Türkçe konuşabiliyordu. Eşim Ferizat Hanım “Sen nereye, ben oraya” deyince, Türkiye’ye gelmeye karar verdik.

Türkiye’de nerede oturdunuz?
İstanbul’a gelince bir tanıdığın delaletiyle Merter’de oturmaya başladık. Eski mülklerimizi devletten isteyince “Hazine’ye devrettik” cevabını verdiler. Bize af çıktı ancak 15 günlüğüne oturma izni verildi. Bir ay sonra yabancı gibi kaçak durumuna düştük. Emniyet’e müracaat ettiğimizde “Hemen Suriye’ye döneceksiniz” dediler. Daha sonra ikamet izni verdiler ama her üç ayda bir Emniyet’e giderek kayıt yeniletmek mecburiyeti vardı. Bazı devlet memurları devamlı bize mesele çıkarırdı, böyle 9 sene boyunca sıkıntı çektik. Emniyet’e gidince bize hep “Hangi partiyi tutuyorsunuz, Atatürk hakkında ne düşünüyorsunuz” diye soruyorlardı. Devamlı tahkik edildik; peşimizde ajanlar dolaşıyordu. Hatta bir komşumuz vardı, emekli albay;  evimize gelen gidenleri takip edip, raporluyormuş.

Peki vatandaşlığı nasıl aldınız?
Böylece 1985 yılına geldik. Korkut Özal Bey araya girerek, 9 sene sonra vatandaşlık almamıza vesile oldu. Suriye’deyken soyadımız Aliosman’dı ama burada Osmanoğlu soy ismini verdiler.

Osmanlı Padişahlarından kendinize en yakın hissettiğiniz hangisi?
Beni daha çok dedem Selim Efendi’ye benzetiyorlar ama sevgi olarak Sultanların hiç birini ayırt etmiyorum. İnsan çocuklarını ayırabilir mi? Onun gibi…

Osmanlı dizileri iyi niyetle çekilmiş
Türk insanının Osmanlı torunlarına olan alakasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elhamdülillah milletimiz, Osmanlıyı ve bizleri seviyor. Türkiye’ye ilk geldiğimiz yıllar çok iyi şeyler yaşamadık ama artık o günler geride kaldı. İnsanlar her gittiğimiz yerde bize kıymet veriyorlar. Allah hükûmete de hayırlı işlerinde yardım etsin, onlar da bize faydalı oluyorlar. Geçenlerde Sultan Abdülhamid Sempozyumu tertiplendi. Hâlbuki daha evvel Sultan Abülhamid’in mezarına gittiğimizde bile bizi şüpheyle gözetliyorlardı. Sanki Sultan’ı mezardan çıkarıp, herkesten intikam alacaktık. (Gülüyor)

Bir şehzade olarak gününüz nasıl geçiyor?
Beni ziyarete gelen çok kişi oluyor, kimseyi kıramıyorum.  Her sabah yürüyüşe çıkıyor, namazlarımı kılıyorum. Şimdilerde çok şükür günlerim güzel geçiyor. Arapça kitaplarım var, çoğu Osmanlı tarihine dair, zaman zaman onları okuyorum. Ağabeyim Şam’da yaşıyordu. Zevcesi vefat etti. Çocuğu da yok. Çok sıkıntı içindeydi. Çok şükür onu buraya getirttik. Biraz rahatsız. Şimdi onunla meşgul oluyoruz.

Son yıllarda Osmanlı hakkında çok fazla film ve dizi çekilmeye başladı. Takip edebiliyor musunuz?
Hemen hepsini seyretmeye çalışıyorum. İlk Muhteşem Yüzyıl’a başladılar, onu çok sevmedim. Haremi yanlış tanıttılar. Diğerleri ise bazı eksikleri olmasına rağmen yine iyi niyetle çekilmiş işler.

Enver Bey’le her hafta görüşürdük
Gazetemizin kurucusu Enver Ağabey’i nasıl tanıdınız?

Enver Ağabey, ilk geldiğimizde oğlum Orhan’ın Fatih Kolejinden öğretmeniydi. Orhan’ın soy isminin Al-i Osman olduğunu öğrenince “Sen kimsin?” diye sormuş. Orhan da soyumuzun Sultan Abdülhamid’e dayandığını anlatmış. Ona ayrı bir alaka göstermeye başlamış. “Babanla görüşmek isterim” demiş. Şam’dan Türkiye’ye gelince Enver Ağabey’le Cağaloğlu’nda Türkiye gazetesi ofisinde tanıştık.  Sonrasında her cuma kendisiyle görüşmeye başladık.

Madalyalarını satmak zorunda kaldı
Dedeleriniz üzücü bir kararla, bir günde memleketlerinden sürgün edildiler. Siz de yıllar sonra öz topraklarınıza kavuşabildiniz. Hâlâ yüreğinizde bir korku ve endişe taşıyor musunuz?

Endişe taşımıyorum ama beş parasız vatanlarından kovulan bu insanların suçu ne idi, hala cevap verilemiyor. Bu mevzulara girmek istemiyorum ancak Osmanlı hanedanı uzun yıllar çok sıkıntı çekti. Dedem Selim Efendi, yaşamak için madalyalarını bile komşularına satmak zorunda kalmış. Hanedandan sıkıntı yüzünden intihar edenler olmuş. Bunları düşününce çok üzülüyorum. Çok şükür bizim dedemiz sürgünden sonra Arap memleketlerine gitmiş. Sultan Abdülhamid’in birçok torunu var ama Avrupa’da yaşayanların birçoğu ne din biliyor ne namaz.

Fetullah Gülen oğlumu okula almadı
Harun Osmanoğlu Efendi, yakın tarihe dair de çok enteresan şeyler anlattı: “O zamanlar Fatih Koleji, Fetullah Gülen’in elinde değildi. Sonra FETÖ’cüler okulu ele geçirdiler. Ben tabii yeni gelmişim, bir şeyden haberim yok. Küçük oğlum Abdülhamid Kayıhan’ı da burada yatılı okutmak istedim. Fakat almadılar. Kadir Mısıroğlu’na bunu anlatınca, telefonu eline alıp mektebi aradı, “Siz bu mektebin adını Fatih koymuşsunuz, onun torununu almıyorsunuz. Layık değilsiniz, başka bir isim koyun” diye ateş püskürdü. Daha sonra beni arayıp, yalvarıp yakarıp okula alacaklarını söylediler.”

Türkiye Gazetesi

About admin

By admin