Home » Yazarlar » Dr. Erkin Emet » Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin

Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin

Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin
Dr. Erkin Emet

Mehmet Emin Buğra, 1901 yılında Doğu Türkistan’ın Hoten şehrinde saygın bir müderris ailesinde dünyaya geldi. Yörenin sayılı din alimlerinden olan babası Ferrittin Hacı’yı küçük yaştayken kaybetti. Dört erkek ve iki kız kardeşiyle beraber annesi Sekine Banu Hanım’ın terbiyesi altında büyüdü. Sekine Banu Hanım ise 1863 yılında Hoten bölgesinde bağımsız Hoten Hanlığı’nı kurmuş olan Abdürrahman Paşa’nın 2. göbekten torunudur. Hoten’de ilk tahsilini yaparken 10 yaşında annesini kaybetti ve amcasının himayesine girdi. 22 yaşında ise Karakaş nahiyesindeki o devrin ünlü medreselerinde Arap ve Fars dillerini öğrenerek dinî eğitimini tamamladı. 1922-1930 yılları arasında Hoten ve Karakaş Nahiyelerinde tefsir ve hadis konularında müderris olarak görev yaptı.

Yüksek ilmi ve hitabet yeteneğinden dolayı kısa zamanda bölgede ün kazandı. Uygur Türklerince saygın ve nüfuzlu din adamlarına verilen Hazretim unvanıyla anıldı. Günümüze kadar Mehmet Emin Buğra Doğu Türkistan’da Mehmet Emin Hazretim olarak yad edilmiştir. Genç yaştayken Arap ve Fars dillerinde şiirler yazmaya başlamıştı. Mehmet Emin Buğra o dönemlerde Doğu Türkistan’da yeni gelişmeye başlayan muasırlaşma faaliyetlerine aktif olarak katılmıştı.

Mehmet Emin Buğra genç Müderris ve talebeleri örgütleyip Türkistan üzerindeki Çin hakimiyetinin dehşet verici zulüm ve baskılarına karşı çareler aradı. Çin istilacılarının zulmü had safhada idi. Uygur Türkleri en basit insan haklarından dahi mahrum edilmişlerdi. Aslında çok mağdur durumda olan çiftçiler ve esnaflar ağır vergilerden başka Çin ordusuna ve Çinli yöneticilere “alvang-selik” adıyla harç ödemek mecburiyetindeydiler. Bu haksızlığa karşı yükselen sesler hemen susturuluyordu.

Mehmet Emin Buğra işe önce bilimsel araştırma ile başlamıştır. Bunun için çevresindeki çok kısıtlı imkanlardan başka Hoten’den sürekli Hindistan’a gidip gelen tüccarlar ve hacılarla amcasının evinde sohbet toplantıları düzenleyip bilgi topluyordu. Elindeki kısıtlı imkanlarla dünyadaki gelişmeleri takip etmeye çalışıyordu. Doğu Türkistan davasını doğru bir şekilde devam ettirmemiz için kendi toplumumuzun tarihini, sosyo-ekonomik durumunu, dünyadaki gelişmeleri iyi takip etmemiz, öğrenmemiz gerekmektedir. Bugün Doğu Türkistan davasını yürütürken yapılan yanlışlıkların çoğu eskilerden ders almamak kendi halkımızı anlamamak, dünyadaki gelişmeleri iyi takip etmemekten kaynaklanmaktadır. Bugün dünyada teknoloji hızlı gelişmekte, biz Uygur Türkleri olarak bu ileri teknolojilerden iyi yararlanmalı, dünyadaki gelişmeleri iyi takip etmek suretiyle davamızın verimini arttırmalıyız.

1930 yılının sonlarına doğru Hoten’de Mehmet Emin Buğra önderliğinde Millî İnkılap Teşkilatı kuruldu. Ocak 1931’de Sabit Damolla Hindistan, Türkiye ve Hicaz gezisinden çok önemli bilgi ve tecrübelerle dönmüştü. Kendisi de adı geçen teşkilata katılmıştır.

Mehmet Emin Buğra önderliğindeki mücahitler, tahminen bir yıl süren gizli faaliyetlerden sonra, 20 şubat 1932 tarihinde Karakaş Nahiyesi’nde Muvakkat Hoten Hükümeti’nin teşkili kararlaştırdı. Bu hükümette Karakaş kadısı Mehmet Niyaz Alem Hükümet Reisi, Sabit Damollam başbakan ve Mehmet Emin Buğra da Başkomutan olarak seçilmişlerdir.

Silahlı ayaklanmanın önceden belirlenen tarihi Çinliler tarafından fark edilince ayaklanma 22 şubat 1933 günü acele toplanan 60 mücahidin katılımıyla Karakaş’tan başlatıldı. O gün Karakaş kurtarıldı. Kısa bir süre içinde Mehmet Emin Buğra önderliğinde Mücahitler, Batı’da Kaşgar’ın Yenihisar Nahiyesi’nden, Doğu’da Dunhuang’a kadar olan bölgeleri Çin istilasından kurtarıp hürriyete kavuşturdular.

Mehmet Emin Buğra 12 Kasım 1934 tarihinde Kaşgar’da kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin tesisine büyük katkılarda bulundu. Yeni kurulan Cumhuriyete ekonomik ve askeri alanlarda yardımlarda bulundu.

Döngenlerin ve Rus kuklası militarist Şing Şi Say’ın saldırılarına yenik düşen Mehmet Emin Buğra 1934 yılında Hindistan’a hicret etti. Bu arada Hindistan ve Afganistan’ın Doğu Türkistan’a sınırı olan Pamir ve Vahan yörelerinde silahlı toparlanma ve yurda dönüş faaliyetlerinde bulundu. Bununla Doğu Türkistan’ın Afganistan ve Keşmir sınırlarına yakın olan dağlık bölgelerdeki yörelerde gerilla savaşıyla toprağa sahip olduktan sonra, dünya kamuoyunun dikkatini çekmek ve yeniden Doğu Türkistan bağımsızlık mücadelesini başlatmak için çalıştı.

Batı Türkistan’ı istila eden Ruslar ve Hindistan’da alevlenmekte olan bağımsızlık hareketinden çok tedirgin olan İngilizler sınır bölgelerindeki Mehmet Emin Buğra’nın silahlı bağımsızlık hareketinden çok endişeli idiler. Bu iki emperyalist devlet buna izin verilmesinin durdurulması için baskı yapıyorlardı. Mehmet Emin Buğra bölgedeki aktif faaliyetleri durdurdu ve Afganistan’a sığınmak zorunda kaldı.

Mehmet Emin Buğra Afganistan’da 1942 yılına kadar mülteci hayatı yaşarken hiçbir zaman köşesine çekilmemiştir. Aksine mücadelesini kalemiyle başarılı bir surette devam ettirmiştir. Dört senelik çileli yoğun çalışmalardan sonra eşsiz eseri Şarki Türkistan Tarihi’ni milletine bir armağan olarak bırakmıştır. Bu eser Doğu Türkistan’ın gerçek tarihini öğrenmek açısından çok önemlidir. Eserin yazılışından bu yana 60 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen, eseri önce Çin Milliyetçi Hükümeti ve sonra Çin Komünist Partisi kendi iktidarı için bir tehlike olarak değerlendirerek, kitabın Çin’e girişini yasakladılar.

Mehmet Emin Buğra bağımsızlık mücadelesini daha etkin bir şekilde sürdürebilmek için Afganistan’dan 1942 yılında Hindistan’a geldi.

Bu sefer, Çin’in Hindistan’daki konsolosu Çin hükümetinin Mehmet Emin Buğra’nın Hindistan’da kalmasını uygun görmediğini bildirmiş ve Çin’e gitmesinde ısrar etmiştir. Mehmet Emin Buğra Çin’e gitmeyi reddedip Pişaver’e döner dönmez tutuklanıp altı ay göz hapsine alındı. Ancak Çin’e gitmek şartıyla 8 Ocak 1943’te serbest bırakılmıştır. 1945 yılına kadar, Çin’in savaş dönemi merkezi Chong Çing’de bulundu. Siyasi ve sosyal teşkilatlarda Doğu Türkistan davasını anlattı. Orada bulunduğu süre içersinde çok önemli çalışmalar yaptı.

1944 yılının sonunda Mehmet Emin Buğra Doğu Türkistan’a döndü. Doğu Türkistan’daki durum hiç de iç açıcı değildi. Merkezi hükümet Doğu Türkistan’daki baskısını gittikçe arttırıyordu. Bu durum karşısında, M. Buğra, halka, özellikle de gençlere millî şuur kazandırmaya çalıştı. Çin’den dönen mücadele arkadaşı İsa Yusuf Alptekin ile beraber Altay dergisinde ve Erk gazetesinde makaleler yazdı.

Bugünkü duruma baktığımız zaman o dönemin şartları hiç de iç açıcı değildir. Sadece Uygur Türkleri için değil bütün Türk halkları için, özellikle bağımsızlığına yeni kavuşan Türk Cunhuriyetleri ve diğer muhtar Cumhuriyetlerdeki gençlere milli suur kazandırmak bugün daha da önem kazanmıştır. 70 yıllık Rus istilası ve 50 yıllık Çin istilası şuursuz, milli duygularını kaybetmiş bir genç neslin yetişmesine yol açmıştır. Biz mücadelemizi sağlam zemine oturtabilmemiz için davanın dinamizmi olan gençlere milli şuuru kazandırmalıyız. Milli şuuru kazandırmak için de Mehmet Emin Buğranın yaptığı gibi gerçek tarih ve edebiyat aracılığıyla yapmak gerekmektedir. Çin istilacıları da Uygurları asimile etme politikasını milli edebiyatı yok etme politikasıyla başlamışlardır. Bilindiği üzere 1949’da Doğu Türkistan’daki Uygur Edebiyatı büyük yaralar almıştır. 1978’e kadar Doğu Türkistan’da belli ideolojiye dayalı, milli edebiyatı, milli kültürü yok etme eğitimi uygulanmıştır. Milli kültür, dini inanç ve milli edebiyat yok edilmeye çalışılmıştır. Bu yaptırımlar karşısında kendi kültür, örf ve adetlerine, milli edebiyatına sıkı sıkıya bağlı olan Uygur Türkleri, günümüze kadar her alanda kendi edebiyat ve kültürlerini korumak ve geliştirmek için mücadele vermişlerdir.

1976 yılında Mao’un ölümünden ve Çin’de uygulamaya konulan açıklık politikasından sonra, diğer sahadaki yasakların kalkmasıyla, milli edebiyat üzerindeki yasaklar da kısmen kalkmıştır. Eserleri yasaklanan ve uzun yıllar hapsedilen ünlü yazarlardan Abdurrehim Ötkür, Turgun Almas, Nim Şehit ve Zunun Kadiri bu dönem yeni Uygur Edebiyatının önemli yazarlarındandır. Doğu Türkistan’da milli şuurlanma konusunda yazar ve şair Abdurrehim Ötkür’ün İz, Oygangan Zemin (Uyanan Toprak) ve yüzlerce şiirinin önemi büyüktür. Orta yaşlı yazarlarımızdan Ferhat Cilan’ın Mahmut Kaşgari adlı romanı ve onlarca hikayesinin rölü büyüktür.

M. Buğra 1951 senesinde Türkiye’ye geldi. Türkiye’ye geldikten sonra da Doğu Türkistan davası için aktif şekilde siyasi ve sosyal faaliyetlerde bulundu. İstanbul’da kaldığı 1951-1954 yıllarında Türkistan adlı bir dergi yayınlamıştır. Dergi adeta Türkistan’ın her iki kanadının hürriyet mücadelesi organı görünümündedir. Türk dünyasına hitap eden ilmi bir dergidir. 1953 sonbaharında geçirdiği kalp krizi dolayısıyla M. Buğra’nın uzunca bir süre yatağa bağlı kalmasından dolayı derginin yayını durmuştur.

1953’te Ankara’ya taşınan M. Buğra artık T.C. vatandaşıdır. 1956’da Ankara’da Türkistan’ın Sesi adında aylık bir dergi yayınladığını görüyoruz. Bu derginin Doğu Türkistan sözcülüğü ağır basmaktadır. M. Buğra aynı tarihte The Voice of Turkistan adında üç aylık bir İngilizce dergiyi de yayına sokmuştur.

Mehmet Emin Buğra bütün çalışmalarında Türkistan’ın her iki kanadını göz önünde bulundurmaktadır.

M. Buğra, Türkiye’ye geldiği sırada soğuk savaş iyice kızışmıştı. Kore’de Çin ile Amerika çarpışıyordu. Türkiye Kore’ye asker göndererek yeni oluşan bloklaşmada Batı safında yerini almıştı. M. Buğra bu ortamı şöyle değerlendirmiştir:

“Bir yandan Doğu Türkistan’ın bağımsızlık hakkını, sözde de olsa, teslim etmesi için Tayvan hükümeti baskı altında tutulurken, diğer yandan Komünist Çin mahkumu Doğu Türkistan ve Komünist Rusya mahkumu Batı Türkistan, Kafkasya ve İdil-Ural halkları soğuk savaşta müşterek düşmanlarına karşı güç birliği yapmalı. Çin ve Rus emperyalizminin dünyayı kandırmasına seyirci kalınmamalı. İleride Komünist rejimler çöktüğünde esir Türkler de söz sahibi olabilmeli.”1

M. Buğra, Türkiye’de yerleşik Batı Türkistanlı, Kafkasyalı, İdil-Ural ve Azerbaycanlı liderlerle bu amaçlar doğrultusunda işbirliği yaptı. Komünist rejimin çökeceğini kesin olarak söylemektedir.

Böylece gelişen işbirliği sayesinde bir yandan Asya ve Afrika’da konferanslara katıldı, değişik ülkelerde temaslar yaptı. Çin ve Eski Sovyet rejimlerinin yayılmacı, sömürgeci niteliğini gözler önüne sermeye çalıştı.

M. Buğra’nın bütün hayatını inceleyecek olursak, onun bir ileri görüşlü devlet adamı, politikacı, ulema, tarihçi, yazar, şair ve eğitimci kişiliğiyle kutsal Doğu Türkistan topraklarının 20. yüzyılda yetiştirdiği en büyük liderlerden biri olduğunu anlıyoruz. Ancak bugün Mehmet Emin Buğra’nın halkımız tarafından tüm yönüyle incelenip tanıtıldığı söylenemez. Vatan ve Türklük aşkıyla tutuşan bu büyük şahsiyeti bütün yönleriyle inceleyerek genç kuşaklara tanıtmak bizim borcumuzdur. M. Buğra’nın düşünceleri bugünkü mücadelemizde meşale olarak yolumuzu aydınlatacaktır.

M. Buğra’nın yukarıda da bahsettiğimiz gibi dava adamlığının yanında bir de edebî yönü de vardır. Bunu onun 1983 ve 1984 yıllarında kızı Fatma Hanım tarafından neşredilen Vatan Kaygısı adlı şiir kitabıyla, Kutluk Türkan Operatı adlı sahne eserine dayanarak söylüyoruz. Eserleri edebîlik bakımından olsun, dil bakımından olsun yüksek seviyededir. Konu itibarıyla da zengin bir içeriğe sahiptir. Eserlerinde Uygur Edebiyatı’nda yaygın bir şekilde kullanılan edebî vasıtaları ustalıkla kullandığını görüyoruz.

Kitapta bulunan şiirleri şekil yönünden inceleyecek olursak M. Buğra’nın divan edebiyatının yanında halk edebiyatını da çok iyi bildiği görülmektedir. M. Buğra’nın gazel, müseddes, muhammes gibi divan şiir şekillerinde yazmış olduğu şiirleriyle birlikte hece ölçüsüyle yazdığı Yurtum, Atamizning Öz Ogli Biz ve Oygan Millet gibi şiirleri de bulunmaktadır. Ayrıca şiirleri vatan sevgisi, Türklük ve tarih işlemektedir.

M. Buğra aynı zamanda bir opera yazarıdır. 1984’te neşredilen Kutluk-Türkan Opereti adlı sahne eseri Buğra’nın edebî yeteneğini ortaya koyan çatışmalarından biridir. 7 perde 17 sahneden ibaret bu tarihi operada 8. yüzyılda kurulan Uygur devletinin hakanı Yulug Hakanın oğlu Kutluk Tekin ile Kuça Hakanı Kün Han’ın kızı Türkan Terim’in aşkı ve bununla birlikte Uygur Devleti’nde ortaya çıkan karışıklıklar anlatılmaktadır.

M. Buğra bu tarihi operasında da vatan ve millet sevgisini ifade etmekten vazgeçmemiştir. Örneğin 2. Perdede yer alan bir şiirde şöyle denilmektedir:

Türk elining erlerimiz
Türkistandır yerlerimiz
Aksun kan terlerimiz
Menggü bolsun Türk eli
Yüzming yaşa ey hakan
Ulus bizning canımız
Yurt söymek imanimiz
Ulug Türklük yolida
Feda bolsun kanimiz
Menggü bolsun Türk eli
Yüzming yaşa ey hakan

Onun şiirlerinin konusunu belli başlı birkaç maddeye toplayabiliriz:

1. Hayatı boyunca Doğu Türkistan’ın Türk toprağı olduğunu savunan, o topraklarda yaşayan halkların bir olduğunu Çinlilere anlatmak için çabalayan Buğra gerçek bir vatanperver olmakla birlikte koyu bir Türk milliyetçisidir. Bunu onun şiirlerinden de anlamak mümkündür. Zaten vatanperverlik ile milliyetçilik birbirine sıkı sıkıya bağlı ve birbirini tamamlayan kavramlardır. Vatanını sevmeyen milletini sevmez, milletini sevmeyen de vatanını sevmez. Buğra’nın bu yönü Yurt ve Millet adlı şiirinde şöyle ifade edilmektedir:

Akli bar bolgan öz yurtini can üstide
Tecrübe ehli tutar milletini canan üstide
Yurtuni söygen yaşar izzet iman üstide,
Milletini söymigen ölgey pişman üstide.

Aynı zamanda M. Buğra koyu bir Türk milliyetçisidir. O, bütün Türk boylarının dili bir, kültürü bir, dini bir kardeş olduğunu birlik beraberlik içinde emperyalizme karşı mücadele etmeye çağırmaktadır. Bu husus onun Atamizning Öz Ogli Biz adlı şiirinde ifade edilmektedir.

Bir ataning on ogli biz,
On oglining yüz ogli biz
Atamizning öz ogli biz,
Türk oglibiz Türk ogli biz.
Bir ajunga taralsakmu,
Keng illerge yayılsakmu,
Aymak aymak atalsakmu
Yine barçe Türk ogli biz
Başlanguçta bir törelduk,
Ötkünçlerde bille kelduk,
Bille yiglap bille külduk,
Ayrilmagan Türk ogli biz.
Bir ülkede alte oymak,
Biri yagdur, biri kaymak.
Barçe bir süt birdur ayak,
Nigizi bir Türk ogli biz.
Bir ulus biz her bir cayda,
Tüzde bolsak yaki tagda,
Solda bolsak yaki sagda,
Özgiriş yok Türk ogli biz.
Uygur, Kazak, Kırgız, Tacik,
Özbek, Tatar büyük birlik.
Bir bolgaçka kalur tirik,
Ayrilmayli Türk ogli biz.

Bunu Silkin adlı şiirinde de görüyoruz: Meselâ: Men bir Türk men, ulusum Türk, aymakım Türk, Ajun içre könglümdiki amrakim Türk. Kaygu sevinç her işimde ortakım Türk, Şanim Türklük ay yıldızlık bayrakim Türk.

2. Şair bütün şiirlerinde Doğu Türkistanlıları birlik beraberliğe çağırmakta. Mücadelede başarmanın tek yolunun birlik beraberlik sağlandığı zaman gerçekleşeceğini söylemektedir. Birlik olan toplumun hiçbir zaman yok olmayacağını belirtmektedir. Bu husus onun Toplan Millet adlı şiirinde şöyle ifade edilmektedir:

Başımızda ulug Millet sevdası,
Can cigerler bu vatanning şeydasi.
Şiarimiz Erkinlikning davasi,
Milli birlik derdimizning devası.
Birlik birlen yürgen millet yokalmas,
Yürgen millet orta yolda hiç kalmas.
Yüreyli biz bizni kişi tosalmas,
Toplan millet togra yolda yüreyli.

3. M. Buğra şiirlerinde Doğu Türkistan’ın çok eskiden beri Türk toprağı olduğunu, gelen göçmen Çinlilerin geçici misafir olduğunu bir gün onların gideceğini, vatanın eninde sonunda bizim olacağını vurgulamaktadır. O şiirinde benzetmeyi ustalıkla kullanmıştır. O Doğu Türkistan’ı bahçeye, orada yaşayan Türk kökenli halkları bülbüle, Çinlileri ise karga, kuzgun ve kediye benzetir. Bahçenin sahibi bülbüldür. Karga ve kedilerin yeri burası değildir diyor. Bu konuyu Vatan Bizningdur adlı şiirinde şöyle ifade etmekte:

Yaşap kelduk minglarçe yil biz bu toprakta,
Can berduk biz, şan alduk biz uşbu toprakta.
Yaratilduk, hem kömülduk biz şu toprakta,
Ta kiyamet biz yaşaymiz hem bu toprakta.
Kelip tüşken kişilerni sanaymiz mehman,
Konup ötken kafileni ataymiz karvan.
Basip kirgen küçni deymiz heksiz elemen,
Öy igisi bolalmaslar yahşi ya yaman.
Kelgen ketâr, biz kalurmiz veten bizningdur.
Karga kuzgun bag şehiga kelip konsimu,
Segizhanlar kekekleban uçup yürsimu,
İt möşükler sünggüçlerden ötüp kirsimu,
Bülbül bunga heyran bolup karap tursimu,
Bag bülbülningkidur hemde veten bizningdur.

Mehmet Emin Buğra’nın siyasi bilince kavuştuğu ilk gençlik yıllarından beri çok yoğun ve coşkulu yaşamına dayanamayan kalbi 14 Haziran 1965’te öğle üzeri geçirdiği üçüncü krizde duruverdi.

Netice itibarıyla, Mehmet Emin Buğra, sahip olduğu pek çok kişiliği, kabiliyetleriyle Türk dünyasının yetiştirdiği nadir insanların biridir.

İsa Yusuf Alptekin’in Hayatı ve Mücadele Tarihi

İsa Yusuf Alptekin 1901 yılında Doğu Türkistan’ın Kaşgar vilayetine bağlı Yenihisar kazasında çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. İsa Yusuf Bey’in ailesi hayli kalabalıktır. Ailenin tam 12 çocuğu olmuş. Ancak bunların 9’u doğumdan hemen sonra veya daha küçük yaşta iken vefat etmiştir. Ailenin hayatta üç oğlu kalmıştır; 1937 yılında Rus işgal kuvvetleri tarafından feci şekilde öldürülen Hüseyin ve Kansu eyaletinin merkezi Lanzhou’da bir ameliyat esnasında vefat eden Abdullah ağabeyleri ve bir de İsa Yusuf Alptekin.

İsa Yusuf Bey’in tahsil hayatı Çin okulu ve okuduğu birkaç medresede aldığı eğitimle sınırlı kalır.

Onu asıl daha sonra görevli olarak bulunduğu Batı Türkistan’daki tecrübeleri yetiştirecek ve Doğu Türkistanlı mücadele adamını kararlı bir lider haline getirecektir.

İsa Yusuf Bey Çin mektebinde okuduğu yıllarda çalışma hayatına da adım atar. Onun ilk işi, senede birkaç ay toprak vergisi toplamada vergi memurlarına yardımcı olmaktır.

Çin lisani ile eğitim veren okula Türkçe öğretmen olarak görevlendirme; 1923 yılında Yenihisar’a kaymakam olarak gelen Çing Deli’ye Türkçe öğretme işi, bu iş sırasında kaymakamın güvenini kazanıp, yabancılar arasındaki anlaşmazlıklara bakan bir makam olan harici irtibat memurluğu ve memuriyetten istifa, İsa Yusuf Bey’in ilk memuriyet yıllarının özeti sayılabilir.

İsa Yusuf Bey, 1926 yılında ilk defa Doğu Türkistan sınırları dışına çıkar. Çing Deli Yenihisar’daki kaymakamlığından sonra, Endican şehrine konsolos olarak atanır. Yanında İsa Bey’i de götürür. 1926 yılının Nisan ayında başlayan yolculuk Endican’da tamamlanır.

Üç yıl Endican, üç yıl da Taşkent’te olmak üzere İsa Yusuf Bey Batı Türkistan’da 6 yıl kalır. Bu süre içinde Batı Türkistan’ın diğer şehirlerine, Çin’e ve Doğu Türkistan’ın bazı mühim şehirlerine seyahatler yapar. Orada Rusları, komünizmi ve Çin’den daha değişik bir dünyayı tanımak imkanını bulur. Batı Türkistan’daki Milliyetçilerle tanışır ve işbirliği yollarını araştırır. Orada bulunan Doğu Türkistanlılara yardım eder, onları komünizm tehlikesine karşı uyarır.

Batı Türkistan’da görevli olduğu yıllarda İsa Yusuf Bey’i etkileyen en önemli hadiselerden biri de Özbek Türklerinin milli şairi Çolpan ile Taşkent’te görüşmüş olmasıdır. Onunla yarı gizli denilebilecek bu görüşmede Çolpan’ın söylediği şu sözler İsa Bey’i derinden etkiler:

‘İsa Bey, gerek biz, gerek siz için yapılacak tek şey, adam yetiştirmek; herşeyden anlayacak adam yetiştirmek; ne çektiysek adamsızlıktan çektik. Türkiye’ye, Almanya’ya çok miktarda talebe göndermek lazım.’

İsa Yusuf Bey, yanında bulunduğu konsolos Çing Deli görevden alınınca 13 Mayıs 1932’de Batı Türkistan’dan ayrılır. 2 Haziran 1932 tarihinde de Pekin’e gelir. Nanking ve Tian Jin şehirlerinde bulunan Çinli müslümanlar ve Doğu Türkistanlılarla görüşmeler yapar.

1933’te Doğu Türkistanlı Vatandaşlar Cemiyeti’ni kurar ve Çin Türkistanının Avazi isimli mecmuayı çıkarır.

12 Kasım 1933’te Kaşgar merkez olmak üzere Doğu Türkistan’da istiklal ilan edilir. Hacı Hoca Niyaz Cumhurbaşkanı seçilir. Fakat 3 Ekim 1934’te Ma Jung Ying isimli Çin komutanı Mehmet Emin Buğra Bey’in ordusunu dağıtır ve bu hükümet düşürülür.

Bu sırada İsa Yusuf Bey Nankin şehrindeki milliyetçi faaliyetlerine devam etmektedir.

18 Eylül 1936 günü Çin Millet Meclisi üyeliğine seçilir. 1938’de Cemiyet-i Akvam-ı Mazaharat Türk Kurumu adlı cemiyet tarafından Japon-Çin anlaşmazlığı konusunda Çin’e taraftar toplamak için görevlendirilmesi neticesinde yanında Çinli bir tercümanla İslam ülkelerini ve Türkiye’yi ziyaret eder.

İlk durağı Hindistan olur. Burada Muhammed Ali Cinnah ile görüşür. 29 Kasım’da görüştüğü kişi ise Gandhi’dir.

29 Ocak 1939’da Suudi Arabistan’da Maliye Bakanı Abdullah Süleyman ve Kral Abdulaziz Bin Suud’u ziyaret eder.

1 Mart 1939’da Kahire’dedir. Mısır Parlamento reisi Behıddin Bereket Paşa, Veliahd Prens Muhammed Ali Paşa ve Üniversite hocaları ile yazarlar, din adamları İsa Yusuf Bey’in görüştüğü ve Türkistan davasını anlattığı şahıslardan bazılarıdır.

İsa Bey 6 Mayıs 1939 günü İstanbul’a gelir. Önce Doğu Türkistanlı hemşehrileriyle görüşür. Memduh Şevket Esendal ile fikir alışverişinde bulunur.

16 Mayıs 1939’da Ankara’ya gider. Dış İşleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Hamit Zübeyir Bey ve Alman Profesör Eberhard ile görüşmeleri olur.

Başbakan Dr. Refik Saydam, Prof. Dr. Fuat Köprülü, nihayet Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşür.

Fakat bu görüşmelerden dişe dokunur bir netice alamaz. Türkiye imkânları mahduf bir ülkedir, kendi yağıyla kavrulmak mecburiyetindir. Hariciyeciler çekingen davranmaktadırlar. Mesela Doğu Türkistan ismini yüksek sesle telaffuz etmekten çekinmektedirler.

İsa Bey, her görüştüğü kişiye bıkmadan usanmadan Doğu Türkistan davasını anlatır. Velev ki müspet bir cevap alamasa da hiç olmazsa onu dinliyorlar ya. Bu ona yetmektedir.2

Nihayet 8 Eylül 1939’da Beyrut’a gelir. Lübnan ve Irak’ta görüşmeler yapar. 17 Ekim’de İran’ı 20 Kasım’da Afganistan’ı ziyaret ederler. Afgan Kralı Muhammed Zahir Şah onu kabul eder.

İkinci Dünya Harbi’nin son yılında Çin Başbakanı Çan Kay Şek, İsa Yusuf ve Mehmet Emin Buğra beylerle görüşmeyi kabul eder, ama bu görüşmeden bir netice çıkmaz.

Çinlilerin baskıları sonucu 21 Eylül 1944 yılında Ali Han Töre isimli dini liderin öncülüğünde İli’de bir ayaklanma olur. 7 Kasım 1944’te ‘Şarki Türkistan Cumhuriyeti kurulur.

Ruslar bu hükümetin aleyhinde çalışmaya başlarlar. Çang Key Şek ayaklanmayı bastırmak için uzlaşma yolları arar. İli’den gelen bir heyetle görüşmeleri için Mesut Bey, Mehmet Emin Buğra Bey ve İsa Yusuf Alptekin Bey’in Ürümçi’ye gitmelerine izin verir. Bu görüşmelerden beklendiği ölçüde faydalı neticeler çıkmaz.

General Cang Ci Cung başkanlığında, Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin’in de bulunduğu bir Doğu Türkistan eyalet hükümeti kurulur.

29 Mayıs 1947’de Doğu Türkistan eyaletinin başkanlığı Türklere verilir. Mesut Sabri eyalet hükümeti başkanı, İsa Yusuf da bu hükümetin genel sekreteri olur.

Bir müddet sonra, 17 Temmuz 1948’de Rus karşıtı politika uyguladığı gerekçesiyle Mesut Bey ve İsa Yusuf Bey hükümetten azledilirler.

Bu arada Kızıl Çin tehlikesi de gittikçe yaklaşmaktadır. Türkler arasında general Tao’nun savaşmadan Doğu Türkistan’ı kızıl Çin’e teslim edeceği haberleri yayılmaktadır.

1948 Kasım’ında Çin Komünistleri Pekin’i işgal ederler. Çang Kay Şek istifa eder.

1949 sonbaharında İsa Yusuf ve beraberindeki heyet, Kızıl Çin kuvvetlerine karşı direnen generalleri ziyaret ederler. Onların mücadele azmini arttırmaya çalışırlar. Fakat artık geri çekilme başlamıştır. Kızıl Çin kuvvetleri Doğu Türkistan’a doğru ilerlemektedir.

İsa Yusuf Bey ve arkadaşları uzun müzakereler sonucu güçlerinin Kızıl Çin kuvvetlerine karşı koymak için yeterli olmadığını düşünerek, hicret kararı alırlar. İsa Bey 20 Eylül 1949 gece yarısı Ürümçi’den ayrılır. 21 Ekim 1949 tarihinde ise Doğu Türkistan’ın sınır kasabasından İsa Yusuf Bey ve yanındaki yüzlerce kişi ayrılır. Artık çileli ve uzun sürecek bir gurbet hayatı başlamaktadır. Çok tehlikeli ve meşakatlı dağ yolculuğundan sonra, 11 Aralık 1949 günü Keşmir sınırındaki Ladak kasabasına varırlar. Daha sonra Keşmir’in baş şehri Srinagar’a giderler. Artık çileli bir bekleyiş devri başlamıştır. İsa Yusuf ve Mehmet Emin Buğra Bey bir yandan da dağ yoluyla Hindistan’a gelmek için Kazak Türklerine yardım ulaştırmaya çalışırlar.

İsa Yusuf Bey bu kafilenin sığınma izini alabilmek için pek çok temaslarda bulunur. Hindistan, Suudi Arabistan ve Mısır dış İşleri Bakanlığı ile görüşür. Netice alamaz. 6 Ocak 1952 tarihinde Türkiye’ye hareket eder. Bu sırada Mehmet Emin Buğra göç ederek Türkiye’ye gelmiştir. Onunla birlikte Türkiye’deki ziyaretlerine başlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Dış İşleri Bakanı Fuat Köprülü ve pek çok siyasetçiler İsa Yusuf ve Mehmet Emin Buğra’nın görüştüğü kişiler arasındadır.

Bir yandan da basın yoluyla dava canlı tutulmaktadır.

Nihayet Bakanlar Kurulu 13.3.1952 tarihinde 1850 Doğu Türkistanlının iskanlı göçmen olarak Türkiye’ye yerleşmelerine karar verir.

1952 yılında Türkiye’ye yerleşen Mehmet Emin Buğra’nın 1953’te başlattığı yayın faaliyetleri İsa Yusuf Alptekin tarafından da sürdürülür. 1960 yılında Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyeti kurulur. Mehmet Emin Buğra’nın 14 Haziran 1965’te vefatından sonra, Cemiyetin başkanlığına İsa Yusuf Alptekin getirilir. Alptekin gazete gazete dolaşarak Doğu Türkistan davasını anlatır. Kitaplar, yayınlar, dergiler çıkarır. 1984 yılında yayına başlayan Doğu Türkistan’ın Sesi adlı dergi Türkçe, Arapça, İngilizce ve Uygurca olmak üzere üç dilde yayınını sürdürmektedir.

İsa Yusuf Alptekin 1978 yılında bir trafik kazası geçirir. Uzun süre hastanede kalır. Gözleri tedrici olarak zayıflar. Bunun üzerine cemiyetin faal başkanlığından ayrılır.

İsa Yusuf Alptekin 17 Aralık 1995 günü vefat etti.

 

About admin

By admin