Home » Yazarlar » Tarihimizin artık unutulan çok önemli bir yıldönümü

Tarihimizin artık unutulan çok önemli bir yıldönümü

Tam 1250 sene önce, 762 sonbaharında devlet emriyle “Mani” dinine girmiştik…

Murat Bardakçı yazdı

HER sene Ağustos ve Eylül ayları ile ardından yaşanan sonbahar, tarihimizin önemli günleri ile doludur. Bu aylarda zaferlerin, işgale uğramış bazı şehirlerin kurtuluşunun, son devletimizin kuruluşunun ve hatta darbelerin yıldönümleri vardır.

Bundan tam 1250 sene önce hem tarihimiz, hem de eski kültürümüz bakımından son derece önemli olan hadiselerden birinin yine bir sonbaharda yaşanmış olduğunu, o devrin en güçlü Türk devletlerinden birinin hükümdarının aldığı kararla bir gecede başka bir dine geçtiğimizi pek bilmeyiz…

Biz Türkler, İslamiyet ile tanışıncaya kadar sık sık ve çok kolay din değiştirdik! Bazı boylar atalardan kalan ve temeli tektanrıcılığa dayanan “Göktanrı” inancını ve şamanizmi zamanla terkederek başka inançlara geçmişler; meselâ Budist, Ortodoks Hristiyan ve hattâ Yahudi olmuşlardı. Her din kendi yazısını da beraber getirdi, Budizmi kabul eden Türkler o dinin alfabesini aldılar, bir kısmı Soğd yazısını kullandı, Hristiyan Türkler, başta “Karamanlılar” Grek alfabesi, Musevileşen “Karay”lar ise İbrani harfleri ile yazdılar

KADERLERİ DEĞİŞTİ
751’dekı Talas Savaşı’nın ardından gruplar hâlinde Müslüman olmamızdan sonra diğer dinlere mensup Türkler’in sayısı gittikçe azaldı, eskinin Uygurca yahut Soğd yazısı gibi alfabelerinin yerini de Arap harfleri aldı.

Bu din değiştirme macerası ile dolu asırlarda, o devirlerdeki güçlü bir Türk devleti de az sayıda cemaate sahip olan, hattâ mensupları işkencelerle öldürülen bir dini kabul etmişti: Uygurlar, hükümdarları Bügü Kağan’ın 762 sonbaharında verdiği emir ile “Mani” dinine geçmişler ve Mani inancı, devletin de resmî dini olmuştu.

İşte, bundan tam 1250 sene önce yaşanan bu din değiştirme hadisesinin öyküsü:

Uygurların üçüncü “kağan”ı Bügü zamanında devlet güçlenmişti ama Çin’deki bazı karışıklıklar, Uygurlar’ın kaderinin değişmesine sebep oldu.

HEDİYE, CARİYE VE KUMAŞ
755 senesinde Çin’e karşı başkaldıran bir eşkıya, destekçileri ile beraber Uygur sınırına kaçtı ve birkaç sene boyunca orada kaldı. Bügü Kağan, Çin’in yardım istemesi üzerine 762’de ordusuyla Çin topraklarına girdi, Ngan-lu-şan adındaki eşkiyayı ortadan kaldırdı, göçebe geleneklerine uyarak kurtardığı şehri yağmalamak istedi ama Çinliler bir başka şehrin daha isyancıların elinde olduğunu söyleyip yağmaya engel oldular, Uygur ordusu ikinci şehri de âsilerden temizledi ve sonra da yağmaladı ama askerler memleketleri olan Ötüken’e dönmeyip Çin’de kaldılar…

Çin seferi Uygurlar’ın sosyal hayatını da değiştirdi ve o zamana kadar göçebe olan Uygur halkı hem yerleşik hayatı, hem de ticareti öğrendiler. Çinliler, Bügü Kağan’ı bir prenses ile vergi olarak her sene 20 bin top ipek vermek şartıyla Ötüken’e dönmeye ikna ettiler ama Uygurlar bu sırada hem şehir hayatını, hem de Mani dinini öğrenmişlerdi.

Çin’de öğrendiklerinin hayat tarzlarını değiştireceğini ve kendilerini daha da zenginleştireceğini farkeden Bügü Kağan, 762 sonbaharında Çin İmparatoru’ndan kendisine Mani rahipleri göndermesini istedi. Gelen rahiplerle iki gün iki gece görüşüp bu yeni dinin kurallarını öğrenen Bügü Kağan diz çöküp o zamana kadar işlediği günahlarına tövbe etti ve Mani dininin devletin resmi dini olduğunu duyurdu, önce artistokrat sınıf, onların ardından da halk ardarda bu yeni dine girdi.

DİN DEĞİŞTİRDİ, ÖLDÜRÜLDÜ
Ama, Mani dini Bügü Kağan’a da, Uygurlar’a da yaramadı! Kağan’ın din değiştirmeye karşı çıkan veziri Tarkan 780’de Bügü Kağan’ı öldürüp “Alp Kutluğ Bilge Kağan” adıyla Uygur tahtına geçti, sonra Hristiyan oldu, halkın bir kısmının da dinini değiştirtip Hristiyan yaptı.

Mani dini Uygurlar’ın ortaya Özellikle sanat bakımından önem taşıyan çok sayıda eser koymalarını sağlayacak ama göçebe âdetlerini kaybetmiş olan Uygur devleti yerleşik hayatın askeri gücü zayıflatması yüzünden bir müddet sonra dağılacaktı…

Bu yazıyı hazırlarken. Türkoloji’nin 2004’te kaybettiğimiz büyük üstadı Prof. Dr. Şinasi Tekin’in bundan 50 sene önce yayınladığı çok önemli makalesinden istifade ettim, daha doğrusu bütün bilgileri rahmetli Şinasi Bey’in yazdıklarından aktardım. Bundan tam 1250 sene önce yaşanmış olan bu din değiştirme meselesinin ayrıntılarını merak ediyor iseniz. Prof. Tekin’in Türk Dil Kurumu tarafından 1962’de yayınlanan ‘Türk Dili Araştırmaları Yıllığındaki makalesini bulup okuyun!

Mani’nin derisini yüzüp içine saman doldurdular

ANNE ve baba tarafından İranlı olan Mani, 216’da Mezopotamya’nın güneyindeki bir köyde doğdu. Babasının da bağlı olduğu o devrin sapkın mezheplerinden birine mensup bir çevrede yetişti ve bir ara Hristiyanlar ile de temasta bulundu. 240 senesinde İran ile Hindistan arasındaki bölgeleri dolaşırken Budizm’in Türkler tarafından “Burkancılık” denen sekli ile karşılaştı. Daha sonra her iki inancın bazı unsurlarını biraraya getirerek kendi dininin kurallarını ortaya koydu.

242’de İran tahtına Birinci Şahpur’un geçmesinden sonra başkent Ktesifon’a giden Mani, Şahpur’a Farsça olarak yazdığı “Şâhpurakan” isimli eserini sundu ve dinini yayma iznini aldı. Ardından, doktrinini anlatan çok sayıda eser kaleme aldı, bu eserleri bizzat resimledi ve yazdıkları öğrencileri tarafından Çince’den Latince’ye, Uygurca’dan Kaptice’ye kadar birçok dile tercüme edildi. Mani, kaleme alıp resimlediği eserleri sayesinde İran kültüründe “resmin ve ressamların piri” olarak yeralır.

Mani inancı Şahpur’un ardından 274’te tahta geçen Birinci Behram zamanında İran’ın resmi dini olan
Mecusilik’in başrahibi Kartir’in başlattığı aleyhte
kampanya neticesinde yasaklandı ve zindana atılan
Mani, 276’da idam edildi. Bir kayda göre çarmıha gerildi, bir diğerine göre derisi diri diri yüzülüp içine saman dolduruldu, bir başka kaynağa göre de hapishanede eceli ile öldü.

Mani’nin ardından, ortaya atmış olduğu din diğer bütün dinler, özellikle de Hristiyanlık ve Müslümanlık tarafından sürekli olarak yasaklandı; Mani’ye inananlar her zaman takip edildiler ve yakalananlar da işkencelerle öldürüldüler. Mani inancını resmi din olarak kabul eden tek devlet ise Uygur Türkleri oldular.

‘Eline, beline, diline’ kuralı Mani’nin dininde de vardır

VAROLAN herşey Mani dinine göre iyi-kötü, gündüz-gece, güzel-çirkin, ışık-karanlık yahut ruh-madde şeklinde iki zıt kutup halinde devamlı çatışma içerisindedir. Dünya ise “ruh”un karşılığı olarak kabul edilen ışığın madde ile mücadelesinin neticesinde meydana gelmiştir ve ışığı karanlıktan ayırarak asıl parlaklığına getirmek, gerçek bilginin görevidir.

Dünyada, karanlıklar ülkesi ile ışık âleminin üç aşamalı bir savaşı vardır. Savasın neticesinde ışıklı ruhlar ihtişam sütunu vasıtası ile aydınlık âleme akacak ve ışık ülkesinin hükümdarı bir çeşit “Mesih” olarak dünyaya gelip karanlığa son verecektir.

Mani, “Işığın kurtarılması” için her canlının bazı görevleri olduğunu söyler ve “beş emir” ile “üç mühür” dediği kurallar getirir. Beş emir oruç, dua ve sadakayı ihmal etmemek, yalan söylememek, hiçbir canlıyı öldürmeyip etini yememek, sağlık ile temizliğe özen göstermek ve alçakgönüllü yaşayıp zenginliği sevmemektir. Üç emir ise “Eline, beline ve diline hâkim olmak’tır ve evlenmek kötülüklerin devamını sağlayacak nesillerin ortaya çıkmasına
sebep verdiği için iyi bir hareket sayılmaz.

İran’da üçüncü asırda ortaya çıkan Mani dini, sonraki asırlarda bazı Hristiyan mezheplerini de etkiledi. Balkanlar’daki Bogomil ve Fransa ile İtalya ‘daki Katar tarikat inin yanısıra diğer grupların inançlarında, Mani dininden önemli izler vardır.

About admin

Leave a Reply

By admin