Home » Doğu Türkistan » ÇİN ve DOĞU TÜRKİSTAN’DA DEVR-İ ALEM

ÇİN ve DOĞU TÜRKİSTAN’DA DEVR-İ ALEM

Doğu Tükistan ve İpek yolu kültür coğrafyamızın önemli bir parçası. En büyük hayalim İpek yolu güzergahını baştan başa gezmek.

Sizler bu satırları okuduğunuz sıralarda biz bugün Çin sınırları içerisinde ki Kültür ve medeniyet coğrafyamızda olacağız, yani Doğu Türkistan’da  gidiyoruz. Hafta sonu aralarında bir grup Öğretim Üyesi ve profesöründe bulunduğu 13 kişilik ekip ile Çin’e gittik. Çin’in bizim için çok önemli olan coğrafyası İpek yolu güzergahı, Doğu Türkistan şehirlerini bir bir gezeceğiz.
Zaman nekadarda hızlı geçiyor. Çin´e  ikinci gidişimiz daha önce  Nisan 2006 tarihinde Çin’in başkenti Pekin’den yola çıkarak Şangay, Şian, Guanzo, Şencen ve Honkong’u adım adım gezerek tarihe not düşüp zamana noterlik yapan 2 bölümlük  “Çin´de  Devr-i Alem”  adlı belgesel çekmiştik.

 Doğu Türkistan Belgeseli Video 1

 Doğu Türkistan Belgeseli Video 2

Doğu Türkistan yollarındayız

Doğu Tükistan ve İpek yolu kültür coğrafyamızın önemli bir parçası. En büyük hayalim İpek yolu güzergahını baştan başa gezmek. Çin’den başlayan ve İstanbul’da sona eren İpek yolunu gezip belgesel çekmeye  bir ömür yetmez. Ama parça parça da olsa biz İpek yolunu gezerek   belgesel  çekmeye çalışıyoruz.
İpek Yolu 80’li yıllarda Japonlar tarafından çekilen siyah-beyaz TV belgesel ile gönüllerimize taht kurmuştu. Benimde belgeselci olmama İpek Yolu belgeseli yön göstermiş ve teşvik etmişti. Bu konuda daha önce bu köşede yer alan Geçmiş zaman olur ki yazımı www.gebzegazetesi.com sitesinde kihttp://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-743-Gecmis-zaman-olur-ki!.html  adresinden okuyabilirsiniz.

Doğu Türkistan’da tarihi yaşamak

Doğu Türkistan’a gitmek bizim için sadece hayaldi. Hayallerimiz nihayet gerçek oldu.Bir grup dostun organize ettiği özel  Doğu Türkistan coğrafyası ve İpek yolu turuna bizleri de davet ettiler. 27 Ağustos 2012  gece saat 01.00’de Çin Havayollarına ait uçakla İstanbul’dan Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’ye uçtuk. 27 ağustos günü öğle saatlerinde  Urumçi’ye indik. Ve Türkiye ile Çin arasında ki zaman farkı ortalama 6 saat. Türkiye’den Çin 6 saat ilerde. Türkiye ile Çin arasında ki uçuş  yaklaşık 10 saat. Hiç durmadan 10 saat  uçak yolculuğu yapmak hem sıkıcı hem de biraz ürkütücü ve korkutucu. Ama yolculuk, kültür ve medeniyet coğrafyamız, gönüller diyarımız Doğutürkistan’a  olunca vız geliyor. 10 gün sürecek Doğu Türkistan ve Çin gezimizin ana hatlarını sizlerle özetle paylaşmak istiyorum.

Urumçi’den Turfan’a gideceğiz…

China Southern havayollarının CZ 680 sayılı İstanbul – Urumçi tarifeli direk seferi ile 01: 45’de hareket ediyoruz. Aynı gün 13: 00’te Urumçi’ye varışta karşılamayı takiben;  yerel rehberimiz  tarafından karşılanıyoruz ve özel aracımızla 3 saat  sürecek Turfan yolculuğumuz başlıyor; gecelememiz  otelimizde, Turfan’da olacak.

Turfan’dan Urumçi’ye gidiyoruz

28 Ağustos 2012, Sabah kahvaltıyı takiben, güne Turfan turumuzla devam edeceğiz. Kariz yer altı sistemi, Jiaolhe old town, Emin Minaresi, başlıca ziyaret edeceğimiz yerler arasında olacak. Turfan’dan ayrılamadan önce  uygur  mutfağına özgü öğle yemeği azığımızı  alıp,  Ardından urumçi’ye doğru yolculuğumuz başlayacak.  Varışı takiben ,  panoramik  Urumçi şehir turunda Sincan Kuranokulu, Urumçi Büyük Cami ve Şanhi Camilerini gezerek  Kültür tarihimizin muhteşem geçmişini doya doya   gezip  Doğutürkistan  tarihini  yaşayarak . Urumçi  Otelinde  konaklayacağız.

Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi

Urumçi, Çin´in kuzeydoğusunda yer alan, Doğu Türkistan adıyla da bilinen, Sincan Uygur Özerk Bölgesi´nin başkentidir. 2,5 milyon nüfuslu bir şehir olup 10.989 km²´lik bir alan kaplar. Mançu İmparatorluğu 1884 yılında, Doğu Türkistan istilasını gerçekleştirdiğinde şehre Çince (Dihua) adını vermişlerdi. 1955 yılında, daha öncelerden Eyalet statüsündeki Doğu Türkistan´ın, Sincan Uygur Özerk Bölgesi olması ile birlikte, başkentin adı da tekrar Ürümçi olmuştur. Çin´in batıya açılan en önemli güzergahlarındandır. Demiryolu taşımacılığında önemli bir geçittir. 174,53 kişi/km² düşmekte.

Urumçi’den Hotan’a uçuyoruz

29 Ağustos 2012;  Urumçiye veda etme vakti. Sabah erken  kalkarak ,havalimanına  geçiyoruz . Doğutürkistan’nın önemli kültür merkezi  Urumçi’den Hotan’a  hareket edeceğiz.  Hotan’a varacağız.Havalimanında karşılanmayı takiben, yerel rehberimizin eşliğinde,bizlere özel bir  oranizasyon ile , Taklamakan Çölüne  yolculuk başlaycak. Taklamakan Çölü´nde deve safarimiz başlıyor.Deve sırtında Taklamakan çölünü tıpkı atalarımz gibi  Deve sırtında  gezeceğiz.
Taklamakan Çölü, Rub´ul Hali´den sonra dünyanın 2. büyük aynı zamanda Çin´deki en büyük kum çölüdür. taklamakan çölü Sincan eyaletinin aşağı yukarı üçte ikisini kaplar. alanı ortalama 300.000 kilometrekaredir. büyük bir  kısmı 100 metre kumulla kaplıdır, hatta bazı beyanlarda 300 metreyi bulduğu söylenmektedir.
Bu safari turumuzu tamamladıktan  sonra  tekrar Hotan’a  dönüp  Hotan şehri’nini muhtelem gece  manzarasını  doya doya seyr edeceğiz.

Yarkent ’Dan Kaşgar’a Devr-i Alem

30 Ağustos 2012; Doğutürkistan’da Devr-i alem yapmaya  devam  edeceğiz.  Öğleye  kadar yarım günlük şehir turumuzda Hotan Müzesi ve Etgar Camii ve Büyük Cami  ziyaret ettikten sonra  Türkçe sevgiliden adını alan    Yarkent’e yolculuğumuz  başlıyor.   Hotan’dan karayolu ile   özel otobüsle yaklaşık 4,5 saat  sürecek Yarkent yolculuğumuzda  Doğutürkistan  köy ve kasabalarını  gezerek Yarkent’te  konaklayacağız.

Ünlü Türk Dil Bilgini Kaşgarlı Mahmut’un memleketine gidiyoruz

31 Ağustos 2012; Bugün  Kaşgar’a gideceğiz. Sabah  erken saatlerinde  ,önce  Yarkent  çevre gezilerimi.  yapacağız,  Yarkent Camii ve Kral Mezarları Amannisa Hanım Türbesi görülecek. Öğle yemeğini takiben  Kaşgar’a  doğru yolculuğumuz  başlayacak, bu yolculuk yaklaşık 3 saat  sürecek , Varışı takiben , Kaşgar  çevre gezilerimize  başlayacak . Burada  ünlü Türk dil bilgini   “ Divan-ı Lugatütürkün” yazarı Mahmut kaşgari türbesi (Kaşgarlı Mahmut), kaşgar apk hoca mozalasi, iydhak camii, ziyaretlerini yapıp,  Kaşgar’ın muhteyem gece manzarasını doya doya  seyr ederek  Kaşgar’da konaklayacağız.

Cennet Gölüne gidiyoruz

1. Eylül 2012;  Kaşgar’dan  sabah  erken  “kaşgar old town‘ı  ziyaret  edeceğiz..daha sonra Kaşgar  havalimanına geçerek   Urumçi’ye  uçuşumuzu  yapacağız,  Urumçi’de  özel otobüsle  Doğutürkistan  dağları ve  yaylalarına doğru giderek   Cennet  göl mevkine   geçeceğiz. kara yolu ile  yaklaşık 1,5 saat  bir  yolculuıktan sonra Cennet gölün de olacağız.Tarihi İpek yolu  özünde yeralan , tarhi  bir  ortam ve muhteşem bir  manzara var bu göl ve çevresinin..Konaklamamızı   Bölgede yaşayan  Uygur  Göçebe  Türklerin   yaptığı  gibi Yurt ismi ile anılan Uygur çadırlarda gece kalıp tarihi yeniden  yaşacağız,  Cennet  gölü  çevreyi ve  doğayı gezeceğiz,  yemeklerimizi   yayla  ortamında   yedikten sonra..bir geceliğine  göçmen  uygur kültürünü  yakından  tanıyacağız, köylülerin hayatlarını ve hikayelerini  dinleyerek Doğutürkistan tarihinin muhteşem  geçmişine  yolculuğu çıkacağız.

Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’den Çin’in başkenti Pekin’e gidiyoruz

2 Eylül 2012;  Artık Doğu Türkistan’a veda vakti geldi. Cennet gölündeki kahvaltının  ardından   Çin’in başkenti  Pekin uçmak için  Urumçi havalimanına transfer olmadan önce kısa süreli Turfan şehir turunda Sugong Minaresini göreceğiz. Pekine yerel saatle  23:30 dolaylarında varmış olacağız.Pekin Havalimanın’dan  Konaklayacağımız   otele gideceğiz.

Çin Seddine gidiyoruz

3 Eylül  2012;   Benim Çin’in başkenti Pekin’e ikinci gelişim.  Yıllar önce   7/ 19  Nisan 2006 tarihinde  ilk kez Çin’e gitmiştim.  Pekin’den Honkongga  muhteşem bir  Çin gezisi  yaparak  Şangay, Şencen, Guanzo  ve Hongong gibi şehirleri gezerek doya doya  Çini gezmiştim.  İstersiniz Çin gezimle ilgili  yer alan yazıyı  wwww.gebzegazetesi.com  sitesindeki İsmail Kahraman ile Devr,i Alem köyasinde okuyabilirsiniz.Yıllar sonra  ikinci kez  yani  3 Eylül   2012 Pazartesi günü   yeniden  Pekindeyim.
Bugün dünyada eşsiz insan yapımı şaheserlerden olan; Çin Seddin´e gidiyoruz.Tüm günümüzü alacak olan bu turumuz da ayrıca Temple of Heaven ve kraliyet anıt mezar odalarını görme imkanımız olacak.

Pekin’deki gezimiz sürüyor

Pekin Çin Halk Cumhuriyeti´nin kuzeyinde yer alan bir metropol ve aynı ülkenin başkenti. Merkezî yönetim tarafından, doğrudan bir belediye olarak sınıflandırılan kent, kuzeyde, batıda, güneyde Hebei iline; güneybatıdaTianjin iline komşudur. Pekin ayrıca Çin´in dört büyük başkentinden biridir.
Pekin, 16 kentsel semte ve 2 kırsal ilçeye ayrılmıştır. Çin´in ulaşım merkezi olan kent, birçok demiryolu, karayolu ve otobana sahiptir.Kent ayrıca ülkeye dışarıdan gelen uçuşların birçoğunun gerçekleştiği bir merkezdir. Pekin, ülkenin siyaset, eğitim ve kültürmerkezi olarak tanımlansa da, Şanghay ve Hong Kong, ekonomik alanda kentin önündedir.Pekin, 2008 Yaz Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmıştır.
Pekin, Dünya´da bir bölgenin merkezi olarak en uzun süredir var olan kentlerden biri olarak görülmektedir. ve kentin Çin´in yüzyıllardır süregelen tarihinin başlıca yerlerinden birinde bulunduğunun, dolayısıyla her döneme ait birçok eser barındırdığının altını çizdi. Pekin, sahip olduğu zengin saray, tapınak, sur ve kapılarla ünlüdür.Barındırdığı sayısız sanatsal hazine ve üniversitelerle, kent, birçok çevre tarafından kent Çin´in kültürel merkezi olarak gösterilmektedir.

Çin’in başkenti Pekin’den dünya kültür başkenti İstanbul’a döneceğiz

4 Eylül 20120 ; Bu sabah  erken saatlerde başkent Pekin de  şehir  turumuza başlıyoruz.Ünlü Tian an men Meydanı ;Bir zamanlar ülkenin yönetildiği saray olan ve Yasak Şehir adı ile anılan; İmparatorluk sarayını ziyaret edeceğiz.Daha  sonra  Pekin havalimanına geçip ve İstanbul’a dönüş yolculuğumuz başlayacak. Pekin’den yerel saatle   akşam  saat 17:00  İstanbul’a  hareket  ederek  11 Saat sürecek  Uçak yolculuğmuz başlayacak.

Doğu Türkistan´a selamınızı götürüyorum

Evet sonuç olarak sizlere 10 günlük doğu Türkistan ve Çin seyahatimizin kısa özetini paylaştım. İnşallah dönüşte Doğu Türkistan ve Çin ile ilgili daha ayrıntılı yazılar kaleme alacağız.Doğu Türkistan’ın birbirinden ihtişamlı medeniyete sahip Uygur Türklerinin ana vatın Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi, Turfan, medeniyet şehri Hotan, Taklamakan çölleri, sevgiliden adını alan Yarkent, ünlü Türk bilgini Mahmut Kaşgari’den adını alan Kaşgar, Doğu Türkistan yaylalarında ki Cennet gölü, Çin’in başkenti Pekin ve Türk tarihinin kilometre çizgisi Çin Seddiyle ilgili gördüklerimizi sizlerle paylaşıp, tarihe not düşüp zamana noterlik yapacağız. Siz değerli okurlarımın atalar diyarı Doğu Türkistan’a selamlarımı götürüyorum. Doğu Türkistan’da ki Türk kardeşlerimizin de sizlere selamını getireceğim.

İsmail Kahraman’ın Kalem ve Kamerasın’dan
 PEKİN’DEN HONKONG’A ÇİN’DE DEVR-İ ALEM

Dünya’nın 70 den fazla ülkesini  gezerek  tarihe not düşüp zamana noterlik yapan Devr-i Alem ve Blgesel yayıncılık 7- 17  Nisan 2006 tarihin’de Çin’in başkenti  Pekin’den yola çıkıp, Ekonomi başkenti  Şangay, Fuarlar merkezi Guanzo, İpekyolunun başlangıç noktası Şian, Şencen ve Honkong’a giderek belgesel  çekmiştik. Bugün bir çok TV kanalında Devr-i Alem belgesel  tv programında  yayınlanan Çin belgeselinin   senaryo metnini  sizlerle  paylaşıyorum.

Çin’de Devr-i Alem…

Yedi iklim yedi kıta’da Devr-i Alem diyerek çine’e yolculuğa çıkıyoruz.Kültür ve medeniyet tarihimizin çindeki izlerini araştıracağız. Çin… İpek yolu’nun başlangıç noktası…Peygamber Efendimizin “İlim Çinde’de olsa gidin alın dediği coğrafya… Çin gizemler ve gizlilikler ülkesi… Fırsatlar coğrafyası…Dünyanın baş döndüren ekonomik büyüme hızına sahip ülke.. Kelimenin tam anlamıyla bir dev. Asya kıtasının doğusunda ve pasifik okyanusu’nun batı kıyısında 9 milyon 596 bin metrekare büyüklüğü ile bir kıta görünümünde.Asya’nın en büyük dünyanın ise rusya ve kanada’dan sonraki üçüncü büyük ülkesi.1.5 milyara ulaşan nüfusu tüm dünya nüfusunun dörtte birinden fazla bir rakam anlamına geliyor. Bu görünümü ile çin gelişme ve güç için gereken hem hammaddeye, hem de insan gücüne en çok sahip ülkeler arasında en önde yer alıyor.Napolyon, Çin’den bahsederken şöyle diyor:“uzakta uyuyan bir dev var… Dokunmayın, uyumaya devam etsin… Eğer uyanırsa dünyayı yerinden oynatır.” Dünyanın en büyük devi uyanıyor mu?

10 saat sürecek uçak yolculuğu ile Çin’e gidiyoruz…

Dünyanın 7 harikasından biri olan çin seddine gidiyoruz. Başkent pekin, yasak şehir, tarihi ipekyolu’nun başladığı şian şehri, çin ekonomisinin başkenti şangay, fuarlar kenti guanzo, elektronik ve kültür şehri şencan… görkemli doğası, zengin kültürü, farklı etnik örf ve adetleri, verimli toprakları ve lezzetli yemekleri ile çin yolculuğumuz başlıyor..

10 saat süren uçak yolculuğundan sonra Çin’e varıyoruz

Çin, bütün dönemlerde, dünyanın en şaşırtıcı ülkelerinden birisi olmuş. ‘altın çağını’ m. S. 618-907 yılları arasında, tang hanedanı ile yaşamış. M. S. 960’larda, farklı hanedanlar arasında parçalara bölünmüş.
Bu büyük ülke, yüzyıllar boyu, önemli ölçüde içe dönük bir hayat sürdükten sonra, art arda hızlı değişimler yaşamaya başlamış. 19. yüzyıl ortalarında batıya açılmış ve portekiz, ingiltere, fransa ve abd ile ticârî, siyâsî münâsebetler kurmaya başlamış.
1Ekim 1949 yılında mao çe-tung’un başkanlığında çin halk cumhuriyeti’nin kurulmasıyla çin ekonomisi hızlı gelişme kaydetti. Özellikle reform ve dışa açılma politikasının uygulanmaya başladığı 1978 yılından bu yana çin ekonomisi her yıl yüzde 9’u aşan büyüme hızıyla sürekli ve sağlıklı doğrultuda gelişiyor. 2003 yılında çin’in yurtiçi gayri safi milli hasılası 1 trilyon 400 milyar abd dolarına ulaştı ve çin ekonomisi ABD, Japonya, Almanya, İngiltere ve Fransa’dan sonra dünyada 6. sırada yer aldı.2003 yılının sonuna kadar Çin’in kişi başına düşen gayri safi milli hasılası 1000 ABD dolarını geçti. Dış ticaret hacmi ingiltere ve fransa’yı aşarak abd, japonya ve almanya’dan sonra dünyada 4. sırada yer alarak 850 milyar abd dolarına ulaştı.Çin piyasası giderek dışa açılıyor büyüyor, yatırım çevresi gelişiyor, finans sisteminin reformu da istikrarlı bir doğrultuda ilerliyor.
Türk tarihi ile ilgili önemli bilgileri dünyânın en kalabalık ülkesi çin’in kaynaklarından elde ediyoruz.

Çin gezimize başkent pekin’den başlıyoruz..

Başkent pekin’e iner inmez ilk dikkatimizi çeken şey bisikletlerin çokluğu. Burada insanların çoğu bisiklet kullanıyor. Genç yaşlı kadın erkek eve işyerine bisikletleriyle gidiyor.
Pekin’de çin seyahatimize başlıyoruz. İşte burası tianenmen meydanı. 20 yıl önce özgürlük isteyen binlerce çinli öğrenci, bu meydanda çin tanklarının altında ezilmiş.Meydana Mao’nun mumyalanmış anıt mezarı yapılmış. Burayı gezdikten sonra şehrin bir başka ilgi çeken ve ziyaretçi akınına uğrayan bölgesine geliyoruz. Burası başkentin merkezinde altın gibi parlak ve çok görkemli eski bir yapı.. Bu yapı, dünyaca tanınmış yasak şehir’dir. Biz de bu şehri merak ediyoruz. Çünkü burası Çin’in eski çağlarındaki imparatorluk saraylarının “incisi” ve dünyanın en büyük, en iyi muhafaza edilen ahşap yapı topluluğu olarak kabul ediliyor.
Yasak şehir, 500 imparatora ev sahipliği yapmış. 1987 yılında, “dünya mirasları listesi’ne girmiş olan bu şehri dolaşırken yapıların büyüklüğü, tarzı, mimarlık sanatı ve lüks süslemeleri bizi şaşırtıyor. Gerçekten bu özellikleriyle yasak şehir dünyada nadir görülen örneklerden biri.
Yaklaşık 720 bin metrekare alanı kaplayan yasak kent, güneyden kuzeye yaklaşık bin metre uzunluğunda, doğudan batıya yaklaşık 800 metre genişliğinde. Yasak kent’in dört tarafı, 10 metreyi aşkın yükseklikteki duvarlarla çevrili. Görkemli yasak kent’teki yapılar topluluğu, çin halkının zeka birikimini gösteriyor. Mimarlık yapısından, değişik damlarına, kapı ve duvarlarındaki süslere kadar tüm tasarımlar, büyük hayal gücünü yansıtıyor.Yasak kent’in inşasından bu yana 580 yıl geçti.Yasak kent’in çoğu yapıları eskidi ve son yıllarda yasak kent’i ziyaret edenlerin sayısı, sürekli olarak artarak yıllık ortalama ziyaretçi sayısı 10 milyonu aştı. Bu görkemli yapıyı hayret içerisinde seyrettikten sonra çin deyince ilk akla gelen çin seddine doğru yol alıyoruz.

Çin Seddin’de ihtişamlı Türk tarihini düşünüyoruz.

Çin’e gelen herkesin ilk görmek isteyeceği yerlerin başında bulunan Çin Seddi Pekin şehrine sadece 60 kilometre mesafede yer alıyor. Türklerin yazılı tarihine önemli bir kaynak olan ve Türk-Moğol akınlarına karşı yapılmış tarihimizle yakından ilgisi olan bu tarihi yapıyı görmek için sabırsızlanıyoruz.
Çin seddine yaklaştıkça heyecanımız kat be kat artıyor. Ve ardından bütün görkemiyle karşımıza çıkıyor. İşte çin seddi.. Dağların arasından çin seddi’ne çıkıyoruz.. Oraya ulaşmak için iki yolunuz var. Yaya veya teleferikle. Biz teleferikle çıkmaya karar veriyoruz. Teleferikten kilometrelerce uzunluğundaki çin seddi’nin ihtişamlı manzarasını seyrederken bu büyülü görüntü karşısında adeta kendimizden geçiyoruz.
Çin seddi, M.Ö. 221-210 yılları arasında, çin imparatoru si-huangti tarafından yaptırılmış. 5000 km uzunluğunda, 5-10 m yüksekliğinde, 5-8 m genişliğinde, kalın ve yüksek duvarlardan ibâret. Surların üstünde her 200 adımda bir 12 m yüksekliğinde kuleler bulunuyor.
Dünyanın 7 harikası”ndan biri olan çin seddi, dünyanın en uzun geçmişe sahip ve en büyük çaplı askeri savunma projesi sayılıyor. İnsan eliyle yapılan bu eser uzaydan görülebilen tek eser olma özelliğine sahip.Çinliler, türk ve moğol akınlarını kesmek amacıyla bu seddi yapmışlar.Fakat sedde rağmen akınları kesilmemiş ve çin ülkesi fethedilmiş. İlkin M.Ö. 211 yılında hun türkleri tarafından aşılmış. Sonra 1644’te mançu istilâsında geçilebilmiş. Bu muhteşem sed, çin mîmârisinin en eski ve en büyük eseri. On beş ve on altıncı asırlarda önemli tâmir gören çin seddi günümüzde turistlerin ilgi odağı..
Gerçekten de dünyanın dört bir yanından çin seddi’ne akın akın ziyaretçi geliyor. Yaşlısı genci, kadını erkeği her yaştan, her renkten ve her milletten insanlarla karşılaşmak mümkün burada. Biz de dünyanın çeşitli yerlerinden gelen bu turistlerle konuşuyoruz. Bize çin seddiyle ilgili izlenimlerini aktarıyorlar.. Gerçekten de çin seddi her bakımdan görülmeye değer harika bir eser.

Çin’in başkenti Pekin’de okunan ezanı dinliyoruz…

Çin’de bizi en çok etkileyende “Çin’de okunan ezan sesleri” çin’in her şehrinden göğe yükselen ezanlar.. Bu ilahi çağrıyı burada duymak bize tarifi imkansız duygular yaşatıyor. İşte başkent pekin. Neoçiye cami.. 1000 yıllık bir geçmişe sahip bu camii ilahi sedadın göğe yükseldiği bir durak yeri.. Burada duruyor ezan sesini içimizde hissediyor ve ardından çağrıya uyarak koşuyoruz pekin’in en eski camisine.. Geniş bir alana inşa edilmiş bu cami, her ne kadar tipik çin mimarisinin bütün özelliklerini yansıtsa da bize hiç de yabancı gelmiyor.

Pekin Camiisinde Müslümanlarla sohbet ediyoruz

Çin’de, Çin’in başkenti Pekin’in göbeğinde ezanı duymak…Arap yarımadasındaki kutsal topraklardan başlayarak dünyanın dört bir yanına dalga dalga yayılan bu ilahi çağrıyı çin’e kadar getiren hak dostlarına selam olsun.. ilim Çin’de de olsa gidip alın diyen bir yüce dinin çin’de yaşandığını görmek ne büyük bir bahtiyarlık.. Bu duygular içinde camiye girerken tungan adı verilen çinli müslümanlar ellerinde iki havlu ile abdest aldıklarını görüyoruz.Havlunun birisiyle yüz ve ellerini siliyor, diğeriyle de ayaklarını. Bu insanlar bizim din kardeşlerimiz.. hep birlikte içeri giriyoruz.Dil ırk şekil ayrımı gözetmeksizin bütün müslümanları kardeş kılan yüce yaratıcının karşısında tek yürek saf tutuyor öğle namazını kılıyoruz.. Pekin’de yemyeşil büyük bir parkı andıran alanın içine yapılmış bu tarihi cami içinde kendinizi çok farklı bir dünyada hissedersiniz. Her yer tertemiz.
Namazdan sonra müslüman çinlilerle sohbet ediyoruz.Türkiye’den geldiğimizi öğrenince bizlerle daha yakından ilgileniyorlar.Vakit namazlarında 300 kişilik bir cemaat oluyor. Cuma günleri cemaatin sayısı 1000 kişiyi geçiyor.Pekin’de 70’ten fazla camii olduğunu öğreniyoruz. Çin’in başkentinde günde 5 defa ezan sesleri yükseliyor.
Pekin’de birçok Camii 1949 Mao devrimi sırasında yıkılmış.Müslümanlar baskı atında yaşamış. Ancak son 20 yıldır çin’deki müslümanlara biraz daha serbestlik verilmiş. Müslümanlar ibadetlerini rahatça yapabiliyor. Camide yaşlılar için oturarak namaz kılacak yerler yapılmış. Yaşlı, uzun sakallı, nur yüzlü çinli ihtiyarlar… onlara selam veriyor, onlarla kucaklaşıyoruz.
Neoçiye camisinin çevresinde müslüman mahallesi oluşmuş.Marketler, dükkanlar ve lokantalar.Müslüman mahallesi olduğunu gösteren arapça yazılar süslüyor her tarafı.

Abdülhamid hanın çinli müslümanlara yaptığı hizmete şahitlik ediyoruz…

Pekin’in 1000 yıllık tarihi camisinde hoş bir sürprizle karşılaşıyoruz. Bu bölgeye 1901 yılında osmanlı sultanı abdülhamit han’ın “hamidiye” adında bir medrese kurduğunu, çin’e bir osmanlı heyeti gönderdiğini öğreniyoruz. Bugün hamidiye medresesinden hiçbir iz kalmamış ama, bu tarihi olayla ilgili belgeler mevcut. Bunlar başbakanlık devlet arşivlerinde bulunuyor.

Sultan Abdülhamit Han, Çin’e İslam’ı anlatacak irşad heyeti göndermiş

19. Yüzyıl başlarında çin’de kurulmuş boxer isimli bir ihtilal cemiyeti, çin’i baştan başa kana buladı ve batılı emperyalistlere karşı ayaklandı.Yabancılara ait ne varsa yerle bir edildi. Almanya’nın büyükelçisi de linç edildi. Birleşik bir haçlı ordusu almanların emrine verilerek, çinlileri katletmeye başladı.O dönemde çin’in nüfusu yaklaşık 400 milyondu.Bunun en az 70 milyonu müslümandı. İşte bu katliamda müslümanların zarar görmemesi ve isyanların yatışması için alman imparatoru sultan abdülhamîd han’a müracaat ederek yardım istedi. Bunun üzerine de sultan abdülhamîd han tarafından çin’e enver paşanın içinde olduğu bir nasihat (irşad) heyeti gönderildi.
Heyet, 4 mayıs 1901 günü kolombo limanında müslümanlar tarafından heyecanla karşılandı. Halk, câmileri ve ziyaret yerlerini gezdirmek için sıraya girmişti.Gerek şanghay’da, gerek hong kong’da halk, osmanlı heyetine o güne kadar görülmemiş tezahüratta bulundu. Heyet çin’e varır varmaz, oradaki bütün elçilikler ve yerli hükûmet temsilcileriyle görüşmeler yapıldı. Ünlü çin generali, lin-van-san ve kocongki heyeti kabul ederek görüştüler.
Heyet, devlet temsilcileri ile görüştükten sonra, müslüman halka, halîfenin nasihatını havi mesajını tebliğ etti. İstanbul’da Çince bastırılan ve halifenin emir ve hissiyâtını ifâde eden beyannâmeler; buradaki müslümanlara dağıttı. Bu beyannâmede, halîfenin selâmı, bütün müslümanlara duası ve muvaffakiyetlerinin temini için yardım mesajları vardı.Çin Müslümanları üzerinde tesirli olan bu beyannameyi, bir âbide gibi sakladılar ve ona hürmette bulundular.

Heyet çin’den ayrılırken, müslümanlar, onları göz yaşları içinde uğurladı, tezâhürât, tekbir ve tehlillerle gönderdi.

          Çin seyahatinden sonra, pâdişâha bir rapor sunuldu. Raporda, doğuda önemli yerlerin ingilizlerin elinde olduğu, çin müslümanlarına dini tedrisat verecek hocaların olmadığı ve bunun için buralara hocaların gönderilmesi gerektiği yazıyordu .

Pekin müftüsünden Abdülhamid Han’a gelen mektup

          Çinli müslümanların, hilâfet merkezi ile irtibatları, aradaki mesafenin uzaklığı sebebiyle zor oluyordu. Çinli müslümanlar, istanbul ve diğer islâm memleketlerinden haber almak için sultan abdülhamîd han’a bir mektub yazmışlardı.Osmanlı arşivlerinde yer alan mektup şöyle:

           “Bismillahirrahmanirrahim; âdem oğlunu faziletli kılan, onları âlemin üstünü yapan yüce Allâh’a hamdolsun.Ve dünyanın nûru hidâyetiyle münevver kıldığı Resûl-ü ekrem muhammed mustafa ve bütün ashâbına bol bol ve sayısız selâmlar olsun.Pekin şehrindeki büyük mescidde müftü olan davud oğlu abdurrahman fakir ve hakir bendeniz tarafından, Sultânü’l-muazzam sultan abdülhamîd han’ın yüce makamına.

         Allâh’tan sizin ve devletinizin devamı için dua ve niyaz ederiz. Çin’de müslüman pek çok olup, hepsi de ehl-i sünnet ve’l-cemaat’tendirler.

          Bir çok yerde mescidlerimiz ve imamları da mevcuttur. Cehalete gelince; onun sebebi ise, kitap ve derslerin az olmasıdır. Fakat islâm’ın buradaki zayıflığının sebebi, aramızdaki haberleşmenin mümkün olmayışıdır. Halbuki, pekin idârecisine hıristiyanlar elçi gönderdiler. Sizden ricamız, zat-ı şahanelerini temsil edecek bir elçinin pekin’e gönderilmesidir. Böylece, biz burada zat-ı şahanelerinin yardımıyla daha da güçlenir, islâm’ın nuru artar ve şer’i mübin daha da kuvvetlenecektir. Hiç bir zaman bizleri unutmamanızı, her hal ve karda alakadar olmanızı rica eder ve bizleri hayır dualarınızdan eksik etmemenizi niyaz ederiz.

          Allâh, dünya durdukça mülkünü dâim kılsın ve ta ki onun gölgesi altında barınan insanların tamamı onun lütûf ve inayeti altında mutlu olsunlar.”

Çin gezimizde bizi tarihi camiler karşılıyor..

      Çin’de, hemen hemen her şehirde müslümanlarla ve tarihi camilerle karşılaşıyoruz. Bu durum ilgimizi çekiyor ve islamiyetin çin’e girişi ve yayılmasıyla ilgili araştırma yapıyoruz.

           İslamiyet, Çin’e yaklaşık 1300 yıl önce ticaret kervanlarıyla başka bir deyişle ipek yoluyla gelmiş ve Şian şehrinden yayılmış.Bugün şian kentinde yer alan 1300 yıllık bu camii o günün hatırasın adına günümüze kadar ulaşabilmiş.

           Çin’in en uç noktasından başlayıp Anadolu’nun çeşitli yerlerinden geçerek istanbul’da birleşen ve oradan da avrupa’nın içlerine giden bu yol boyunca, yükleri taşıyan kervanlar sadece ticaretin gelişmesini değil, asya ile avrupa arasında günümüzde de izleri görülen kültür alışverişini de sağlamış.

İpekyolu’nun başlangıç noktası Çin´deki gezimiz sürüyor.

İslam’ın Çin’de yayılmasında İpekyolu önemli bir rol oynamış.

            İpekyolu, tarihte çin’den orta asya üzerinden güney asya, batı asya, avrupa ve kuzey Afrika’ya uzanan kara ticaret yoluydu. Çin’in ipek ve ipek ürünleri bu yol üzerinden batıya taşındığı için ipek yolu olarak adlandırılmıştı. Bu ticaret yolu, insanlık tarihinin aydınlığa ulaşmasında büyük geçitlerden biri olmuş. Bununla birlikte, günümüz seramik kültürünün oluşmasına da önemli katkılar sağlamış. Sadece değerli ipekler, seramikler ve porselenler değil, değişik kültürlerin, inançlarından dillerine, çalgılarından masallarına, yemeklerinden oyuncaklarına kadar bir çok kültürel değer de aktarılmış. Dolayısıyla bu yollar yalnızca ticaret yolları olmakla kalmamış, yüzyıllar boyu doğu ile bati arasında kültür alışverişini de sağlamış. Anadolu ise, ipek yolunun en önemli kavsak noktalarından birini oluşturmuş.Orta çağda, çin’den başlayıp orta asya’da birden fazla güzergahı izleyerek köprü niteliği taşıyan anadolu’yu geçip trakya üzerinden avrupa’ya uzanmış.

       Orta Çağda, doğunun zengin ürünlerinin anadolu üzerinden batıya güvenli bir şekilde sevkini sağlayan selçuklular, aldıkları önlemlerle ticari faaliyeti canlı tutarak devletin zenginliğini de artırmışlardı. Selçuklular, yabancılarla ticari anlaşmalar yapmışlar; hıristiyan tacirlere, müslüman tacirler gibi anadolu topraklarında ticaret özgürlüğü tanımışlardı. Yolculuklarında karsılaşabilecekleri soygunlara ve her türlü zarara karsı devlet güvencesi sağlamışlardı. Ticari yaşamı gözetmek amacıyla ”devlet sigorta sistemini” ilk kullanan ve ayrıca gümrük vergilerinde uyguladıkları indirimlerle ticari hayat özendirmeye çalışan yine selçuklular oldu. Gerek selçuklu gerekse osmanlı dönemlerinde inşa edilen kervansaraylarda, kervanlar askeri birlikler tarafından korunurdu. Kervansarayda kalındığı sürece yolcuların can ve malları teminat altına alınır, her türlü bakim ve hizmetlerin yerine getirilmesinden doğan giderleri karşılamak amacıyla vakıfları bulunurdu. Bu yapılar, seyahat ve ticareti güvence altına alan, sosyal dayanışmayı sağlayan nitelikteydi.

       İpek yolu 16. ve 17. yüzyıllarda ipeğin Avrupa’da da üretilmeye başlanmasından sonra eski önemini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya geldi. Artan denizcilik faaliyetleri ile de, kervanlar ortadan kalkmaya ve uzak doğu ürünleri çekiciliğini yitirmeye başladı. Hatta 19. yüzyıldan itibaren, ipek yolu kullanılmaz oldu.

          Tarihi İpekyolu Çin’deki dinlerin şekillenmesinde önemli bir rol oynamış. Nüfusun büyük bir çoğunluğu budist olmasının yanında çin’de çok sayıda müslümanın yaşadığı da biliniyor. Başkent pekin’de, tarihi ipek yolunun başladığı şian şehrinde, çin’in ekonomi başkenti şangay’da, çin’in elektronik ve kültür şehri şencan’da tarihi camilerle karşılaşıyoruz. Camileri gezerken islamın evrenselliğini daha iyi kavrıyor ve doğunun uzağında farklı yüzlerle aynı dini ve manevi duyguları paylaştığımız için mutlu oluyoruz.

İpek Yolu’nun başladığı Şian´da Müslümanlarla sohbet ediyoruz..

             Pekin’i arkada bırakıp şian şehrine doğru yola çıkıyoruz. Şian şehri 1000 yıllık bir imparatorluk. Uzun bir müddet çine başkentlik yapmış.

      İşte ipek yolunun çin’deki başlangıç yeri şian şehri.. Çin’in ipeği, kağıdı, barut ve seramiği karayolu ile hindistan, iran, arapyarımadası, ortasaya, anadudu ve avrupa bölgelerine şian’dan gidiyordu. Bugün 7 milyon nüfusa sahip bu şehirde 1 milyon çinli müslüman yaşıyor. Tarihi geçmişi ve kültürel zenginliği ile önemli bir şehir şian.

Şian şehrinin en önemli Camisine doğru hareket ediyoruz.

           Burası Şian Camii.Camideki tarihi eserler ve yazılı anıt taşlar bölgenin tarihinin ne kadar eski olduğunu gösteriyor. Çin’de islamiyetin en eski tarihi belgesi olan taş kitabe caminin bahçesinde yer alıyor.

    Camiye girmeden önce namaza gelen çinli müslümanlarla tanışıyoruz. Bu su şavlin adlı bir çinli müslüman.Müslüman olduktan sonra adını yahya koymuş, onunla sohbet ediyoruz.Ardından Camiyi dolaşıyoruz. 1200 yıllık caminin ilginç bir mimarisi var. Adeta bir sarayı andırıyor. Caminin içine girdiğimizde ilk dikkatimizi çeken tahta levhalar oluyor.Caminin duvarlarına kuran-ı kerim’in tüm sayfaları ahşap levhalara arapça ve çince yazılmış. Çok etkileniyoruz. Bu yazılar 800 yıl önce nasıl yazıldıysa öylece duruyor.

    Şian tarihi camiin orijinal mihrabını inceliyoruz. Mihrap estetik ve zerafet örneği. Tam bu sırada ikindi ezanı okunuyor. Çinde ezan sesleri şian’dan göğe yükseliyor yine.. ilahi çağrı insanları şian şehrinde de kurtuluşa çağırıyor..

       Çinli Müslümanlar bu çağrıyı duyar duymaz namaz için camiye akın ediyor. Henüz ezan bitmeden camii cemaatle doluyor. Vakit namazlarında bu kadar kalabalık cemaatin olması bizi şaşırtıyor. Bir o kadar da sevindiriyor. Namazdan sonra camii imamıyla sohbet ediyoruz. Bize cami ile ilgili ve burada yaşayan müslümanlarla ilgili bilgi veriyor..

    Caminin çevresi müslaman mahallesi. Müslümanlar adeta camiyi merkeze almış ve etrafında halelenmiş. Dükkanlar iş yerleri caminin çevresine kurulmuş. Mahallede dolaşıp Çinli müslümanlarla konuşuyoruz. Hepsi sıcakkanlı, misafirperver ve sevecen insanlar. Yüzlerinde islamın sevgi ve merhamet izlerini taşıyorlar.. Şiandaki gezimiz sürüyor.

Şian’daki gezimiz imparator mezarlığında sürüyor

        Çin´deki gezimize şianda devem ediyoruz. Çin’in batısındaki şian (xi’an )kentinde bulunan qin shihuang mezarlığı, dünyanın en büyük çaplı, ilgi çekici ve zengin içeriğe sahip imparator mezarlıklarından biri.Mezarlıkta qin shihuang’e eşlik eden heykel ordusu çukuru, mısır piramitleriyle kıyaslanarak, “dünyanın 8. Harikası” olarak adlandırılıyor.Qin Shihuang çin feodal toplumunun ilk imparatoruydu. Çin tarihindeki çok tartışmalı kişiliklerden biri olan imparator, çin’i birleştirdikten sonra, ortak para, yazı, uzunluk, hacim ve ağırlık birimlerini uygulama gibi, toplumsal ekonomiyi ve kültürel gelişmeyi hızlandıran bir dizi önlem aldı. Qin shihuang aynı zamanda, kuzeydeki azınlıkların saldırılarından korunmak için, özel olarak çin seddi’ni inşa ettirdi.Bu önlemler qin shihuang’ın, çin tarihinde tanınmış bir siyasetçi olmasını sağladı.Diğer yandan da qin shuhiang, çok zalim bir insandı ve savurgan bir yaşam sürdürdü.İnsanların düşüncelerini sınırlamak için, “kitapları yakma, bilginleri canlı olarak gömme” girişiminde bulundu.

           Ayrıca, qin shihuang, kendi döneminde, emek gücünü aşırı kullanarak ve aşırı para harcayarak, kendi mezarını ve çok lüks bir saray olan a’fanggong sarayı’nı inşa ettirdi.Qin shihuang, çin’in birleştirdikten hemen sonra, kendi mezarının inşasını başlattı.Qin shihuang, mezarı inşa ettirmek için 700 bin kişi kullandı.Mezar, 40 yıl boyunca, yani imparator ölünceye kadar bile tamamlanmamıştır.

         Qin Shihuang mezarı, genel olarak bakıldığında piramit şeklinde görünür. Çinli arkeologların yaptığı kazılara göre, mezarı etrafında 500’den fazla mezar daha var. Bu mezarlar arasında, milyonlarca asker bulunduğunu simgeleyen heykel ordusu çukurları bulunuyor.

          Yeraltı heykel ordusu, dünyanın 8. harikası olarak kabul ediliyor. Bu harika yapıt, rastlantıyla bulundu. 1974 yılında yerel köylüler kuyu kazarlarken, birçok kırk çömlek parçasını buldular. Köylüler, önce bunları hiç dikkate almadı. Ancak bir arkeolog, kırık çömlek parçalarını görünce, bunun büyük bir buluş olduğunu hemen anladı ve durumu, ilçe tarihi eserler müdürlüğüne bildirdi. Böylece dünyayı sarsan yeraltı heykel ordusu bulundu. Şu ana kadar 500 asker heykeli, tahtadan yapılmış 18 savaş arabası, 100’den fazla at heykeli çıkarıldı.

      Yeraltı heykel ordusu, tüm dünyaca beğeniliyor.  Yabancı turistler çok uzaklardan çin’e gelerek, yeraltı heykel ordusu’nu ziyaret ediyor. Bazı ülkelerin liderleri de çin ziyaretleri sırasında, yeraltı heykel ordusu’nu ziyaret talebinde bulunuyor.

           Etrafındaki mezarların içeriklerine ve çin tarihi kitaplarındaki kayıtlara göre, qin shihuang mezarı, zamanın qin hanedanının durumunu gösterir. Qin shihuang öldükten sonra da yönetim sürdürmek isterdi. Ancak, qin shihuang’ın ölümünden yalnızca üç yıl sonra, qin hanedanı, köylü ayaklanmasıyla yıkıldı. Çin imparator mezarları arasında en büyük çaplı olan, çok değerli eserlerin gömülü bulunduğu qin shihuang mezarı, 2 binden fazla yıldır tüm çin tarihine tanık oldu. Qin shihuang mezarı’nın büyük tarihi değer taşımasından dolayı, qin shihuang mezarı ve yeraltı heykel ordusu, 1987 yılında unesco tarafından dünya kültür mirasları listesi’ne alındı.

Şian’dan Çin’in ekonomi başkenti Şangay’a gidiyoruz…

           İpekyolu kervanlarının çine gelişlerinde karşılayan giderken de uğurlayan tarihi şian camii ve müslüman mahallesinde bizler için zaman adeta durmuştu.. Şianda kendinizi asırlar öncesine gitmiş gibi hissediyoruz.. Şiandan ayrılmak zor olsada artık ayrılma vakti gelmişti. Selam size müslüman kardeşlerim selam olsun tarihi şian camii.. selam olsun göğe doğru yükselen ezanlar selam olsun diyerek yollara düşüyoruz yine bir başka şehre uzanıyor. Şangay’a doğru yol alıyoruz.

             Çin´in ekonomi başkenti Şangay’a gitmek üzere şian hava alanındayız.Bizi şangaya götürecek uçağa biniyoruz.Uçağımız bizi çin’in doğusuna pasifik sahiline doğru uçuruyor.Karlı çin dağları ve geniş ovalar üzerinden geçiyoruz. .. Dünyanın 4. büyük gökdeleni şangay’da. Havaalanından şehir merkezine saatte 400 km hız yapan dünyanını en hızlı treni ile geliyoruz.13 milyon nüfuslu şangay, yalnız çin’in değil, dünyanın da en büyük şehirlerinden birisi.Çin’in sanayi kalbi, ticaret ve finans merkezi, bilim ve teknoloji üssü sayılıyor.

         Dev gökdelenler ve plazaların arasından geçerek dünyanın en büyük televizyon kulesinin atındaki okyanus balık akvaryumuna gidiyoruz.Ziyaretçilerin çoğu çinli çocuklar.Sıra ile dev akvaryuma girip yüzlerce çeşit deniz canlısının bulunduğu akvaryumu geziyor.Akvaryumu tam bir açık deniz müzesi gibi dev köpek balıkları. Elektrik balıkları. Timsahlar ve daha yüzlerce çeşit deniz canlısı görülmeye değer.

Tarihi Şangay Camiinde cuma namazı kılıyoruz..

       Gökdelenler şehrinde dolaşırken yüksek binaların arasından geçiyoruz. Şangay’da yine bir tarihi camii gönlümüze su serpiyor. Çin’de bu kadar camii olduğunu tahmin etmiyorduk. Ama camilerle karşılaştıkça sevincimiz artıyor. Burada da bizimle aynı manevi duyguları aynı inancı paylaşan insanların olduğunu görmek bizi duygulandırıyor. Tarihi camiye yaklaşıyoruz. Allah’ın evine.. Caminin girişinde kurandan bir ayet yazılmış; “müminler naim cennetine gireceklerdir”..

      Cami önünde ekmek ve yumurta sıcak çayla birlikte camiye gelen Müslümanlara ücretsiz veriliyor. Biz de müslüman kardeşliğinin bir örneğine burada şahit oluyoruz. Burada bir çok fakir bu şekilde karnını doyuruyor.

  Bugün Cuma. Şangay’da bir cuma günü ve biz cuma namazındayız. Şehirde yaşayan müslümanlar camiyi doldurmuş. İmam vaaz veriyor. Önce ayeti arapça okuyor, ardından çince açıklamasını yapıyor. Cemaatin çoğu gençlerden oluşuyor. İç ezan okunuyor. Ve imam minberde hutbe okuyor. Önce hutbeyi arapça okuyor. Sonra çince. Çinli gençler imamı pür dikkat dinliyor. Namaz bitiyor ardından biz 70 yaşındaki imam davut ilşa ile sohbet ediyoruz.

     Anlatılanlara göre tarihi şangay camisi yıllarca koministler tarafından kapalı tutulmuş.Uzun süre müslümanlar burada ibadet yapamamış. Cami mahzun bir halde beklemiş durmuş.. cemaatle sohbet ediyoruz. Bu sıcak insanlar türkiyeden geldiğimizi duyunca yüzlerinde sevinç okunuyor. Çoğu türkiyeyi tanıyor ve türkiye’ye selamlar sevgiler gönderiyor.. Şangay’da 60 bine yakın müslümanın yaşadığını ve 7 caminin bulunduğunu öğreniyoruz. Camiler devlet tarafından yapılıyor.

Çin’in fuarlar kenti Guanzo’da sahabe mezarını ziyaret ediyoruz.

          Çin’in fuarlar kenti, Guanza şehrinde bir sahabe mezarının olduğunu öğrenince şangayın sıcak sevecen insanlarıyla vedalaşıp yola koyuluyoruz.Demek ki sahabeler islamı öğretmek ve anlatmak için buralara kadar gelmişler…Bir kutsi dava uğruna vatanlarını terk edip uzaklara yolculuk ederek hakkı ve hakikati anlatmışlar…Onlardan yüzlerce yıl sonra meyveler vermiş çin şehirleri..

      Guanzo şehre varır varmaz türbeyi soruyoruz, bize gösteriyorlar. Hemen ziyaret ediyoruz. Buranın sahabi hz. Sa’d bin ebi vakkas’a ait olduğu söyleniyor. Ama hz. Sa’d bin ebi vakkas’ın kabri medine’de. Burası olsa olsa bir makam. Çinli müslümanlar sahabelere olan sevgi ve saygıları nedeniyle sad b. Ebi vakkas efendimizin bir makamını yapmışlar buraya… Sahabe türbesinin önünde karşılaştığımız çinli müslümanlarla sohbet ediyoruz. Buradaki Çinli müslümünların isimleri İbrahim, İsmail, Yusuf…

Çin’in ekonomik gücünü Guanzo’da görüyoruz..

     Guanzo şehri aynı zamanda bir fuarlar kenti…Şehirde kaldığımz otelden sabah erken çıkıp şehir merkezindeki çin ihraç ürünleri ve üretim fuarını gidiyoruz. Önce eski fuar alanında açılan tekstil fuarına giriyoruz.

     Fuar merkezinde etrafımız kalabalık. Fuar giriş kartlarımızı beklerken çin üniversitelerinde okumuş yüzlerce çinli genç ellerinde afişlerle rehberlik yapmak için iş bekliyor.Çin tekstil fuarına türkiye’den gelen işadamları için uygur türkleri rehberlik yapıyor.Çinde dürüst iş yapan rehber bulmak oldukça zor. Guanzo’da 7 bin Türk işadamı fuar için gelmiş. Hepside buradan ucuz mal alarak türkiyede satmak istiyor. Türk işadamları her nedense komşu ülkelere mal satmak için bu kadar çaba sarf etmiyor.

           Öte yandan çin son yıllarda afrika’daki ekonomik ve siyasi faaliyetlerini iyice hızlandırmış bulunuyor. Bunun sonucunda bugün Çin, Sudan’dan Çad’a, Libya’dan Nijerya’ya, Cezayir’den Gabon’a, Angola’dan Nijerya’ya kadar birçok afrika ülkesinde hem petrol sahaları ve hem de çeşitli enerji şirketlerine sahip durumda. Çin, afrika kıtasında enerji yatırımları ile öne çıkarken bu kıtayla olan ticaretini de 2000 yılından bu yana üç kat artırarak bugünkü 30 milyar dolar seviyesine başarıyla yükseltmiş bulunuyor. Çin ayrıca enerji kaynaklarının yanı sıra afrika’nın muazzam maden potansiyelinden faydalanmayı da hiç ihmal etmiyor. Yaptığı anlaşmalarla bu kıtadan bakır, kobalt gibi değerli madenlerle pamuk ve kereste de ithal ediyor.

            Bunun yanısıra Çin, enerji ve maden yatırımlarına ilaveten ve bunlara paralel olarak Afrika’nın gelecek kuşaklarınıda Çin’deki üniversitelerde eğiterek yatırımların insani boyutunu da ihmal etmiyor.Bugün çin’de binlerce afrikalı hem sivil ve hem de askeri eğitim alıyor. Kısacası, Çin, afrika kıtasında her yönden hamle üstüne hamle yapıyor ve bunları yaparken amerika başta olmak üzere bazı ülkeleri de çok rahatsız ediyor, çok yönlü bir politikayla bu yüzyılın enerji ve maden rekabetinde öne çıkmaya başlayan afrika kıtasının birinci stratejik oyuncusu olarak kararlı bir şekilde sahnedeki yerini alıyor.

Çin’den Türk işadamlarının alacağı çok ders var…

           Evet bizim gibi 7 bin türk işadamı ve turistin çin’de olduğu günlerde çin lideri dünya turunda ülkesi’nin ekonomik ve siyasi çıkarı için lobi çalışmaları yapıyordu. Ucuz mallarla türk sanayisi ve ekonomisine büyük darbe vuran çin’den alacağımız çok ders var.

             Guanzo’da diğer çin şehirleri gibi gelişmiş. 4 katlı üst geçitler. İki katlı oto yollar, şehrin altını bir ağ gibi saran metro ve hızlı trenle guanzo dünyanın bir çok ülkesinden gelen insanları etkiliyor. Fuar merkezine giderken rehberimiz’den çinin 1949 mao devriminden sonra geçirdiği önemli tarihi dönemlerle ilgili bilgiler alıyor ve bu bilgileri sizlerle paylaşıyoruz.

Çin’in ilginiç tarihine yolculuk..

                  Çin Halk Cumhuriyeti 1 ekim 1949 günü resmen ilan edildi. 1950’lerin ilk yarısı, ülkenin istikrara kavuşturulabilme çabasıyla geçti.. ayrıca çin’in geleneksel yapısında var olan ‘yerel iktidar’ odaklarının kontrole alınması, örgütlü suçlarla mücadele, kore savaşı ve toprak reformu çalışmaları bu yıllarda gerçekleşti. Ne var ki, ağır sanayii temel alan bürokratik bir ‘sovyet tipi’ gelişme modelinin taklidi, ciddi rahatsızlıklar yaratmaktaydı. Moskova’nın ağırlığı ülkeyi ve partiyi büyük sorunlara gebe kılmıştı; özellikle 1917 şanghay ayaklanması’ndan sonra, çin komünist partisi, esas itibariyle çin’in geleneksel köylü ayaklanmalarını yeni bir sistem içerisinde örgütlenmesini temsil etmekteydi.

             Rejim, köylüleri her zaman kontrol edebiliyordu; ama kentlerin ağırlığı arttıkça kontrolü zayıflayacak, bu bir dönem büyük kargaşalıklar yaratacak, sonra da sistem değişecekti…

             Toplumlar, güçlerini ve birikimlerini aşarak, uzun süre ilerleyemezler ve onları bu yönde zorlayan liderler büyük felaketlere neden olurlar. Çin de, 1958 yılında ilan edilen ‘büyük atılım’ yıllarında bunu yaşadı. Sanayi, tarım ve kolektifleşmede dev atılımlar yapılacaktı: kooperatifler komünlere dönüştürüldü ve köylerde binlerce küçük demir fırını kuruldu.

            Halk sulama kanalları ve kamu işlerinde gönüllü çalışmaya sokuldu. 1958’de üretimin bir yılda yüzde 34 arttığı resmen ilan edildi. Ertesi yılda benzer sayılar tekrarlandı.Ama bu durum, fizik kurallarına aykırıydı! Bir şey koymadan bir şey alınamazdı. Nitekim istenilenin tam tersi gerçekleşti ve zaten hassas olan dengeler bozulunca, 1959 yazında yaygın açlık başladı.

            1961’e gelindiğinde, millî gelir 1958’e göre, yüzde 15 düşmüştü. Siyasî irade buğdayları büyütememiş, insanların enerjisini israf etmiş, köy fırınlarının ürettikleri demir çelik ise, hurdadan başka bir şeye dönüşememişti. Kriz ve açlık, mao’nun itibarını düşürdü; sağ kanat olarak adlandırılan liu şao şi ve deng siao ping, yönetimde ağırlık kazandılar.

            Mao, 1960’ların başında iktidarı karşıtlarıyla paylaşmaktan mutlu değildi: ayrıcalıklı kesim büyüyor; devlet, parti ve üretim birimlerinde güç kazanıyordu. 1965 yılında mao sınıf mücadelesinin derinleştirilmesi için çağrılarını artırdı. ‘kızıl muhafızlar’ adı verilen gençler ayrıcalıklı olarak niteledikleri yöneticilere, sanatçılara, partideki ılımlılara, üniversitelilere karşı şiddetli bir kampanya açtılar. Yüz binlercesi yayan olarak köyleri dolaştılar, fabrika ve kooperatiflerde toplantılar düzenlediler. Hızla fanatikleştiler ve kontrolsüz şiddet uygulamaya başladılar.

              İşçi ve askerler 1968’den itibaren, bu aşırılıklardan uzaklaşmaya başladılar, ama ‘başkan mao’ düşüncesini putlaştıran öğrencilerin aşırılıkları, 1972’ye kadar devam etti.Bütün bu gelişmelerin, aslında parti içi hizip çatışmalarının aracından başka bir şey olmadığını geniş kitlelerin kavrayabilmesi için, uzun yıllar gerekecekti…

           Kültür devrimi, aşırılıkları ve hataları nedeniyle kitleleri uzaklaştırmış ve yormuştu. Aralıksız mücadelelerden sona halkın isteği, sınıf ve hizip mücadelesi değil, huzurdu.Devrimin önderlerinden ve mao’nun halefi olduğu resmen açıklanmış olan lin biao, 1971 yılında ‘sözde’ rusya’ya kaçarken, uçağı düşüp ölmüş denildi…Partinin kurucularından liu şao şi 1968’de partiden atıldı ve 1974’de öldü. Uzun mücadelenin üç yoldaşı mao, şu en lay ve şu teh de, 1976’da hayatlarını yitirdiler.Bundan kısa bir süre sonra da, kültür devrimi’ni sürdürmek isteyen ve aralarında mao’nun karısının da bulunduğu ‘dörtlü çete’ diye adlandırılacak grup, tutu

About admin

Leave a Reply

By admin