Home » Doğu Türkistan » DOĞU TÜRKİSTAN HAKKINDA

DOĞU TÜRKİSTAN HAKKINDA

2000 yılı aşkın bir tarihî geçmişi olan Türkistan coğrafyası, 12 asırdır İslam kültürüyle yoğrulmuş kadim bir medeniyet merkezidir. Kuzeyden güneye, doğudan batıya Hunlarla başlayıp Tabgaçların, Göktürklerin, Uygurların, Karahanlıların, Gaznelilerin, Harzemşah ve Selçukluların asırlar boyunca kök saldıkları, karış karış iz bıraktıkları Türkistan yurdu; Ahmet Yesevi’ye, Şah-ı Nakşibendi’ye, İmam-ı Buhari’ye, Tirmizi’ye, İbn-i Sina’ya, Farabi’ye, el-Biruni’ye, Harezmi’ye, Uluğ Bey’e ve daha yüzlerce ilim, irfan ve gönül sultanına; Yusuf Has Hacib’e, Kaşgarlı Mahmut’a, Abdülkerim Satuk Buğra Han’a ev sahipliği yapan bereketli topraklardır.

Doğu Türkistan’ın incileri Kaşgar, Urumçi, Hoten, Aksu ve Turfan; İslam medeniyetinin en nadide eserlerinin verildiği Taşkent, Semerkant, Buhara, Çimkent ve Almatı, Türkistan’ın ve nice kültürlere kapı aralayan binlerce kilometrelik tarihî İpek Yolu’nun duraklarındandır.

İsmi hep güzelliklerle anılan tarihî Türkistan toprakları, son iki buçuk asırlık süreçte işgallerin, saldırı ve katliamların, emsalsiz baskı süreçlerinin odağı olmuştur. Özbek, Kazak, Kırgız, Tacik, Türkmen ve Uygur’uyla tek bir parça olan kadim Türkistan toprakları, Rus Çarlığı ve Çin Mançu İmparatorluğu’nun işgalleriyle bölünüp parçalanmıştır. İpek Yolu’nun sevgi ve ümidi bir arada taşıyan bereketli şehirleri tek tek yerle bir edilmiş, halklarına zulmedilmiş, Türkistan işgal ve sömürüyle anılır olmuştur. Türkistan’ın batısı Rus işgaline girerken, Doğu Türkistan Çin istilalarının merkezi hâline getirilmiştir. Rusya, Batı Türkistan’ı “Rus Orta Asyası”; Çin ise Doğu Türkistan’ı yeni kazanılmış topraklar anlamına gelen “Sincan” adıyla tanımlamış, bu stratejik coğrafya her iki devlet tarafından doğal nüfuz alanları olarak görülmüştür. Öyle ki Mao, Doğu Türkistan’ı 2000 yıllık tarihî Çin toprağı olarak ilan edebilmiştir.

Batı Türkistan coğrafyası, uzun esaret döneminin ardından Soğuk Savaş akabinde bağımsızlığına kavuşmuştur. 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Çin istilaları ile karşılaşan Doğu Türkistan ise hâlen işgal altındadır. Son olarak 1949 yılında bölgeyi kendi topraklarına dâhil ettiğini ilan eden Çin, 60 yılı aşkın bir süredir Doğu Türkistan’daki hukuk dışı varlığını devam ettirmektedir.

Çin’in Doğu Türkistan’daki işgal yönetimi, milyonlarca masum insanın katli, yüz binlercesinin esareti ile sonuçlanmıştır. Çin işgali, bölgenin tarihî ve kültürel kodlarını asimile etmekte, bölge halkının temel hak ve özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Kendi vatanlarında etnik ve dinî ayrımcılığa, sistematik asimilasyon politikasına maruz kalan milyonlarca Doğu Türkistanlı, kendilerini göç yollarında bulmaktadır.

Bir zamanlar dünyayı aydınlatan Doğu Türkistan şehir ve kasabaları âdeta nefes almanın bile yasak olduğu, etnik, dinî, ekonomik ve toplumsal baskıların artarak hayatın giderek daha da çekilmez hâle getirildiği, soykırımların yaşandığı beldelere dönüştürülmüştür. Katı doğum kontrol yöntemleriyle anne adaylarından çocuklarının çalınması; oruç tutmanın, camiye gitmenin yasaklanması; eğitim, istihdam, sağlık hizmetlerinin kısıtlanması gibi uygulamalar Doğu Türkistan halkı için günlük yaşamın bir parçası olmuştur. Genç Uygur kızları farklı Çin şehirlerinde ucuz işçi olarak çalıştırılmakta ya da fuhuş bataklığına sürüklenmektedir. Toplumun hayat damarı olan düşünür, entelektüel ve akademisyenler etkisizleştirilmekte ya da saf dışı bırakılmaktadır. Çin’in karartma politikaları nedeniyle, medya ve iletişim araçlarının kullanımına sansür uygulanmakta; Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında sağlıklı bilgi almak neredeyse imkânsız hâle gelmektedir.

About admin

Leave a Reply

By admin