Home » Makale ve Analizler » ASYA-PASİFİK BÖLGESİNDE RİSK GİDEREK BÜYÜYOR

ASYA-PASİFİK BÖLGESİNDE RİSK GİDEREK BÜYÜYOR

Güneş doğudan yükselir, bu doğru. Ama bu defa doğudan yükselen güneş herkesi yakabilir. Veyahut en azından küresel ısınmaya neden olabilir. Asya-Pasifik bölgesinde çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Henüz dünya kamuoyu bunun çok farkında değil. Çünkü İran, Arap Baharı ve Avro Krizi çok daha somut verilerle göze çarpıyor. Ancak Asya-Pasifik bölgesinde olası bir büyük kriz için geriye sayım başladı bile…

ABD, Asya-Pasifik bölgesini kendi küresel politikasının çok önemli bir angajmanı olarak ön plana çıkarıyor. Bu durumu ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da teyit etti. Üstelik Clinton 21. Yüzyıl için “ABD’nin Pasifik Yüzyılı” ifadesini kullandı. Foreign Policy dergisinin Kasım 2011 sayısında bu ifadenin yer alması, durumun “ciddi ve hassas” olduğunu ispat ediyor.

ABD açısından şüphesiz Afganistan ve Irak da önemli! Aynı zamanda ABD kesinlike Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerindeki gelişmeler konusunda da hassas! ABD daima Afrika’yı da önemsiyor! ABD mutlaka Merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleri konusunda da duyarlı! Ama ABD için “gelecek” Asya’da tayin edilecek.

Afganistan, Irak,  son dönemde Arap Baharı ve yakın gelecekte Suriye ve İran, hepsi bir merdivenin basamakları gibi. ABD bu basamaklara basarak bir merdiveni çıkıyor. Dönerek yükselen merdiven ABD’yi Güney Doğu Asya’dan Batı Amerika’ya kadar uzanan hacimli bir coğrafyada “tek egemen” konumuna taşıyabilir. Dünya nüfusunun yarısının yaşadığı bu bölge, aynı zamanda dünya ekonomisine nabız veren belli başlı küresel aktörleri de kapsıyor.

ABD açısından Afganistan ve Irak’ta yaptığı büyük harcamaların ve yaşadığı kayıpların telafisi için Asya-Pasifik bölgesi çok çekici. ABD enerjisini, gücünü, aklını ve parasını bu bölgeye yönlendirecek gibi görünüyor. Nitekim Clinton’un Asya-Pasifik bölgesine ilişkin değerlendirmesinde “çıkarları korumak” ifadesi öne çıkıyor. Diplomatik, iktisadi, stratejik ve diğer sahalarda yatırım yapmak ABD’nin bu bölgeye yöneliminin sacayakları olarak belirginleşiyor.

En doğru tanımlamayla, ABD bu coğrafi bölgede yeni bir güvenlik mimarisi inşa edebilir. Söz konusu güvenlik mimarisi, burada kurulacak yeni ekonomik mimari üzerinde bir şemsiye meydana getirebilir. Küresel siyasetin ağırlığı giderek bu havzaya kayarken, bu bölgeye de –tıpkı Atlantik’teki NATO gibi- askeri ve siyasi kanatları olan bölgesel bir teşkilat kurulabilir. Kurulursa şaşırtıcı olmayacaktır.

Kuşkusuz ABD Asya-Pasifik bölgesinde istikrar ve refahı destekleyecek. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un yanı sıra ABD Başkanı Barack Obama’nın da Asya-Pasifik konusunda kesin ifadeler kullanmaktan kaçınmaması tesadüf değil. Obama son Avustralya ziyaretinde parlamentoda yaptığı konuşmada, “ABD’nin bir Pasifik ulusu olarak bölgenin yapılandırılmasında ve geleceğinde uzun vadeli rol oynayacağını” söyledi.

ABD’nin gündeminde Afganistan ve Irak sıralamada geriye düşerken, Asya-Pasifik öne çıkıyor. Obama aynı konuşmasında “ulusal güvenlik ekibime Asya-Pasifik’teki varlığımızı ve misyonumuzu en büyük öncelik yapmalarını söyledim” dedi.

ABD’nin tutumu, Washington’un yeni tercihi muhakkak Çin’de de dikkatle izleniyordur. Washington Çin’i bölgede izole etmeye çalışmadığını açıkladı, ama Pekin’in bütün mesajları doğru okuduğu kesin. Washington Pekin ile başta iktisadi ve askeri olmak üzere her sahada ilişkileri geliştirmek istediğini ifade ediyor. Ama iki ülkenin insan hakları, dış politika, savunma politikası, Güney Çin Denizi gibi konularda uzlaşması mümkün değil.

Her iki ülke açısından da bakıldığında bölgesel gerilim sadece piyasalarda spekülatif hamleler yapan yatırımcılar açısından cazip olabilir. Özellikle ABD hassas ekonomik durumunu dikkate alarak kesinlikle Çin ile gerilim politikası izlemeyi tercih etmeyecektir.

Ama ABD gemilerinin giderek daha fazla Çin kıyılarına yaklaşması ve Çin’in çevresindeki ABD üslerinin artması “şimdi olmasa da, yakın bir zamanda” bölgesel düzlemde –ama küresel yansılmalarla- “sıkıntı” doğurabilir. Son olarak ABD Kuzey Avustralya’da 2.500 askerin görev yapacağı bir üs kurdu. ABD-Avustralya ilişkilerinin dokusuna bakıldığında, Çin’in bu ülkeye coğrafi yakınlığının kendi adına stratejik bir şanssızlık olduğu yorumu yapılabilir.

Asya-Pasifik bölgesindeki denklemin anahtarları arasında yer alan ASEAN mutlaka bölgenin geleceğinde de önemli bir düzlem meydana getirecek. Tayland, Endonezya, Malezya, Filipinler, Vietnam, Myanmar, Laos, Kamboçya, Brunei ve Singapur ASEAN üyesi olarak önemli bir pozisyona sahipler. Son ASEAN zirvesi birkaç hafta önce Endonezya’nın Bali adasında yapıldı. Bu zirveye ABD, Çin, Japonya ve Hindistan da katıldı.

ABD “Soğuk Savaş” döneminde de Pasifik’e önem verdi. ABD o dönemde Çin’in yanı sıra SSCB ile de bölgede cepheleşti ve gerilimler yaşadı. Ama ABD için  “o eski ve güzel yılların” bugünden farklı bir detayı vardı; ABD Çin’e veya SSCB’ye iktisadi açıdan bağımlı değildi! ABD bölgesel ekonomik işbirliğini ön planda tutacak gibi görünüyor.

O nedenle ABD’nin bölgedeki etkinliğini –Çin’i öfkelendirme pahasına- artırıyorsa buırada iki olasılıktan söz etmek mümkün olabilir; Birinci olasılık: ABD Çin’e askeri çerçevede para ve kaynak harcatarak ve piyasaları dalgalandırarak Çin ekonomisinin istikrarsızlaşmasını hedefliyor. İkinci olasılık: ABD’nin bir sürpriz hazırlığı var!

Pekçok kimsenin dikkatini çekmeyen bir ayrıntı var. Obama da, Clinton da Asya-Pasifik bölgesine ilişkin herhangi bir açıklama ve değerlendirme yaptıklarında Rusya’dan hiç söz etmiyorlar. Belki Rusya’nın iç politikasındaki sıkıntıları bununla ilgili olabilir. Belki Rusya -ABD’nin bu tercihine rağmen- oyun sahasında kalmak için kararlı ve ısrarlı olabilir. Bunu zaman gösterecek.

Kuzey Kore’de yönetici değişimi, iki Kore ve Japonya arasındaki kronik sorunlar, ayrıca Hindistan-Pakistan gerilimi, finansta Hong Kong – Singapur rekabeti ve zengin kaynaklarıyla Orta Asya… Asya-Pasifik bölgesi dünyaya her gün yeni sürpriz üretebilecek potansiyele sahip.

Bu bölgede artan gerilimlerin veya doğan yeni sorunların yansımaları mutlaka küresel olacaktır. Küresel krizin bitişi için gerekli olan büyük kriz belki de Asya-Pasifik coğrafyasında yer alabilir.

About admin

Leave a Reply

By admin