Home » Yazarlar » Dr Ali Ahmetbeyoğlu » Orta Asya Satrancında Doğu Türkistan’ın Önemi 2

Orta Asya Satrancında Doğu Türkistan’ın Önemi 2

Yrd.Doç.Dr Ali Ahmetbeyoğlu

Bir önceki yazımızda ana hatlarıyla belirttiğimiz Doğu Türkistan’ın ehemmiyeti; artık herkesin kısmen de olsa bildiği işgalci Çin idaresinin zulümlerinin, özellikle 60 yıllık yaşanılan dramın, maruz kalınan soykırımın (Uygur Türklerinin yaşadıkları soykırım için Türk Edebiyatı Dergisi 431. sayıdaki yazımıza bakabilirsiniz) ve Çin toplum mühendisliğini iflas ettiren 5 Temmuz 2009 Urumçi hadiselerinin, milletlerarası nüfuz mücadelesindeki Doğu Türkistan’ın yerinin esasını bir nebze ortaya koymaktadır.

Stratejik konumu ve sahip olduğu kaynaklar bakımından kritik bir noktada bulunan Doğu Türkistan’ın akıbeti sadece Çin rejiminin yarınını değil, uzun bir sınırı olan Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin geleceklerini de yakından ilgilendirmektedir. Eski Sovyetler Birliği mirası sistemlerle idare edilen, coğrafi mevkileri, tabii kaynakları ve insan gücü ile iştah kabartan, her şeye rağmen millî ve dinî kimliklerini muhafaza eden Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan devletleri; dünyada baş gösteren toplumsal başkaldırmaları (ister ülkelerinin kendi dinamikleri isterse dış güçleri kontrolündeki dış unsurların kışkırtması neticesi başlasın) etkisinden ne kadar uzak kalabilecekler, ekonomik-sosyal sıkıntılar ve problemler içerisinde coğrafyalarından oynanan oyunda nasıl bir hamleye maruz kalıp, ne tür bir tepki verebileceklerdir? Kısa veya uzun vadede olsa bir değişim yaşayacağı tahmin edilen bu Türk topluluklarında belirleyici aktörler, global oyunları bozabilecek millî unsurlar mı; yoksa Ukrayna’da, Gürcistan’da, benzerlerinde olduğu gibi küresel güçlerin piyonları mı olacak? Bunların yanında eski zihniyetin etkisindeki nesiller ile dağılış sonrası atmosferde (hürriyet ile baskı arasında) yetişen gençliğin gelişmeleri algılaması ve tavrı konusu ise ayrı bir soru olarak karşımızda durmaktadır. Daha bu gibi suallere verilecek cevaplar çok boyutlu analizleri beraberinde getirecek ve Türk devletlerinin bugün ve yarınki fotoğraflarını ortaya koyacaktır.

Çin, devasa ekonomisi ve çok kalabalık nüfusuyla sadece Orta Asya satrancında değil küresel çıkar çatışmalarında da güç olmaya çalışmaktadır. Dış ticaret ve rekabette liberal, sınırları içerisinde kapalı ve otoriter devlet yapısı ile Çin, bir yandan milletlerarası arenada etki alanını genişletmeye uğraşırken diğer yandan da Orta Asya’ya yönelen hâkim politikaların da hedefi haline gelmektedir. % 12’yi geçen büyüme hızı, iki trilyonu aşan döviz rezervi ve ihracatının büyüklüğü gibi faktörlerle birçok kesimi ürküten Çin, gerçekten sağlıklı bir yapıya sahip midir? Shang-hai başta olmak üzere Shen-zhen, Zhu-hai, Shan-tou, Guang-zhou gibi gelişmiş, şehirler ile özellikle kuzey-batı bölgesi ve iç kısımlar arasındaki uçurumlar, ucuz iş gücüyle emeğinin karşılığını alamayan, devlet ve belirli bir zümre zenginleştikçe hayat standartları değişmeyen, hakları sınırlandırılmış, içe kapatılmış olarak yaşamaya mecbur edilmiş geniş kitleler, çürümüş idari ve sosyal sistemiyle bu büyük gemiyi karaya oturtmadan yüzdürebilmek mümkün müdür? Bütün baskılara karşı demokratik, insan haklarına saygılı, hukukun hâkim olduğu, fikir ve düşüncelerin serbestçe ifade edildiği, hür dünyaca kabul gören sosyal ve iktisadi değerlerle mücehhez bir sistem talep eden her tür muhalefet daha ne zamana kadar susturulabilir? Dış dünyayı tanıdıkça ekonomik, sosyal, hukuki vs. istekleri değişecek, hayat tarzları, üretim ve tüketim alışkanlıkları farklılaşacak olan kalabalık nüfus yoğunluğu nereye kadar bu dünyadan soyutlanabilir (farklı coğrafyalarda rengarenk devrimlerle sonuçlanan talep ve başkaldırılar bütün zorluklara, engellemelere rağmen ansızın Çin’in kapısını da çalabilir)? Ayrıca Doğu Türkistan ve Tibet gibi işgal edilen ülkelere sıçrayacak kıvılcımların çıkartacağı yangınlar söndürülebilir mi ( Doğu Türkistan’ın geleceği meselesini müstakil bir yazı olarak düşündüğümüzden ayrıntıya girilmemektedir) ? Benzer soruların bulacağı karşılıklar yakın gelecekte sadece Çin’in içine düşebileceği ahvali değil, Orta Asya meselesinin varabileceği boyutları da göz önüne serecektir.

Orta Asya coğrafyası küresel güçlerin satranç tahtası haline gelirken Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bizler bu oyunun neresindeyiz? Uzun yıllardan beri batıcılık, statükoculuk, meşruiyetçilik temelleri üzerine kurulan ve ekseriyetle hâkim güç ABD’nin siyaseti doğrultusunda hareket eden, Batılı değerlerle konuşan Türk dış politikası, son dönemlerde değiştirilmek istenen bölgesel düzenler ve konjektörün tesiriyle değişmeye başlamıştır. Çok yönlü dış politika, aktif bir barış politikası, komşularla sıfır mesele politikası, öncelikli dış politikadan entegre dış politikaya, tarafsız, çözümcü dış politikası ana eksenine oturtulmaya çalışılmıştır. Bu yeni konsept Türkiye’ye milletlerarası arenada belli bir dinamizm, Orta-Doğu toplumları nezdinde popülarite getirmiş ise de, yalancı bahardan öte bir sonuç elde edilememiştir. Avrupa Birliği sevdası hız kesince, bütün dikkatler Irak ağırlıklı yalancı baharı andıran toplumsal hareketlenmelerin yaşandığı ülkelere verilerek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Osmanlı coğrafyasında bölgesel güç haline getirilmesi hedeflenmiştir. Teorik ve hadiselerin gelişimdeki söylemler olarak bu yeni açılım kitlelere büyük bir heyecan verse de, hakikatte içine düştüğümüz derin bataklık kamufle edilmeye çalışılmıştır. Nitekim Türkiye, Libya meselesi başta olmak üzere sıcağı sıcağına taraf olunan olayların safahatlarında pasta pay edilirken masanın dışında bırakılmıştır. Adeta Büyük Orta Doğu Projesi’nin adım adım hayata geçirilmesinde, Müslüman toplumlar nazarında büyük bir infial ve nefrete sebep olan ABD’nin Obama ile yenilenmeye çalışılan imajının, politikalarının bölgedeki sempatik yüzü, taşeronu konumuna gelmiştir. One minute ile yeni bir dönemece giren bu sürecin muhasebesini en iyi tarih yapacaktır. Fakat faturasını elbette bu millet ödeyecektir.

Küresel oyunda söz sahibi olduğunu iddia eden AKP Hükümeti; Orta-Doğu, Kuzey Afrika çıkmazında üzerinde etki sahibi olduğunu iddia ettiği hâkim güçlerin yeni sömürü ve mücadele alanı Orta Asya satrancına ne kadar hazırlıklı veya bir takım okullarla alt yapısı oluşturulan yapılarla birlikte hangi role soyundurulacaklar? TİKA’nın kuruluş felsefesini ve yapısını değiştiren, Anadolu coğrafyasında olmayan meseleler icat eden, üniversitelerde bir nevi bölünmeye zemin teşkil edebilecek bölümler, merkezler kurduran hükümetin Türkistan’a yönelik hedefler, politikalar çerçevesinde hangi adımlar attığını, hangi projeler hazırladığını, neler düşündüğünü ortada bir şey olmadığından bilemiyoruz. Türklük ve cihanşümul boyutta Türk Milleti, Türk tarihi algısında hastalıklı yaklaşımı olan bir zihniyetin; Türk topluluklarının yapılarının, dinamiklerinin, problemlerinin, ilişkilerinin, birikimlerinin, coğrafyanın tarihi derinliklerden günümüze gerçeklerinin gereğince farkında olabileceğini, günlük iyi münasebetlerin ötesinde geleceği kurgulayabilecek bir donanıma sahip olduğunu düşünmüyorum. Kırgızistan örneğinde olduğu gibi Kasımpaşalı Tayyip Abi tavrı yanında Afganistan hadiselerinde giydirilmeye çalışılan elbise modeline mi razıyız? Bütün Türkistan’ı, Çin ile üç kuruşluk ticaret uğruna unuttukları Doğu Türkistan gibi mi göreceğiz? Türk cumhuriyetlerine model gibi sunulup, dönüştürüldükten sonra nüfuz alanları paylaştırılırken yok sayılacak role mi soyunacağız? Yine Amerikan menfaatlerinin ve politikalarının taşeronu mu olacağız? Türkistan Osmanlı toprağı olmadığından gözlerimizi kapatıp belli bir noktadan sonra yok mu sayacağız? Türkistan meselesine hangi açıdan bakarsanız bakın, Orta Asya’daki gelişmeler yakından takip edildiğinde hükümetin, üniversiteler başta olmak üzere kurum ve kuruluşların (genelde batı ve ABD üzerinden gelişmeleri takip eden sivil toplum örgütlerinin çoğu da dahil olmak üzere) Orta Asya satrancına maalesef pek hazırlıklı ve yeterince duyarlı olmadıkları, bugünden yarınlara ışık tutacak kapsamlı politikalarının, hazırlıklarının bulunmadığı anlaşılacaktır. Unutulmamalıdır ki, belirlenen değil belirleyen ve lider Türkiye olmanın en hayati ve pratik coğrafyalarından birisi hatta en önemlisi Orta Asya’dır.

kaynak:

http://www.millihaber.com/20110712/Orta-Asya–Satrancinda-Dogu-Turkistanin–Onemi–2.php

Leave a Reply

%d blogcu bunu beğendi: